Süleyman Nazif'in mezarı hala yapılmamış. Bunu mezar yapmak için bir heyetin yeni kurulduğu haberinden öğreniyoruz. Elli altmış kuruş ufak para miras bırakmış olan bu büyük Türk yazannın mezarını bundan sonra da yapmasak pekala olur. Bu gibi aç ölenlerin çürümüş kemiklerine mermerden bir köşk yapmaya kalkışmaktan ne çıkar? Sadakayla dikeceğimiz iki taş o tunç lisanın kendi sahibine yaptığı çınlayan mezardan daha güzel ve daha sağlam mı olacak?
Hayalet Oğuz
Nigâr o günlerde çektikleri yoksulluğa, inanamadan bakıyordu şimdi. Bir sürü aydın, pasajda toplaşıp içiyorlardı. Bölüşüp ödüyorlardı Cevat'a. Kimi vakit bir lira, elli kuruş taktıkları olurdu. Oğuz çoğu kez hiç veremezdi, herkese borcu olurdu, ama sonunda ne yapar yapar, iki sene sonra da olsa öderdi. "Namusumdan değil," derdi, "sonra bunu da içemem!"
Sayfa 153·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Günde altı-on kuruş kazan. (Bir okka ekmek 1120 gram bir kuruştur, bayat ekmek otuz paradır sen bayat ekmek ye.) Öğle de ye bir tabak kuru fasulya yirmi para, ye bir tabak pilav yirmi para, ye üç yüz gram ekmek ver on para yekûn ver elli para. Elli para da akşam ver. Kahve de iç on para, bir çay on para, tatlı ya da limonata bir soğukluk on para. Yemek masrafın günlük üç kuruş, iki yıl böyle yaşa. Üstün başın, kiran, üstün başın da çok kirlenir. Hadi BAŞLA, ölme Hadi Başla!.. ÖLME. HADİ BAŞLA!.. BİR Kİ. BİR Kİ...
Edebiyat
Tahirü'l-Mevlevi ile ilgili bir anımı daha anlatayım. Şeker ve Kurban bayramlarında Taşkasap Mahallesi'nin camii olan Millet Caddesi üzerindeki Selçuk Sultan Camii'ne gidilirdi. Mahallenin erkekleri ve erkek çocukları bu camide bayram namazı kılar ve bayramlaşırlardı. (Selçuk Sultan Camii, ilk kez Fatih Sultan Mehmet'in halası olan Selçuk Sultan (Selçuk Hatun) tarafından bir mescit olarak inşa ettirilmiştir. Bu mescit daha sonra yanmış, 1668-1671 arasında Abbas Ağa tarafından cami olarak yeniden yaptırılmış ama ilk bânisinin adıyla anılmaya devam etmiştir. 1957'de Millet Caddesi açılması nedeniyle yıktırıldı. 1964 yılında bugünkü cami saygın mimarlarımızdan Ali Saim Ülgen tarafından eski caminin ana hatları korunarak yeniden inşa edildi.) Bayram sabahları biz erkek çocukları babalarımızla birlikte bayram namazı kılmak üzere camiye giderdik. Tahirü'l-Mevlevi bir yardımcısıyla birlikte namaza gelirdi. Bayram namazından sonra bütün mahalleli büyük bir saygıyla onunla bayramlaşırdı. Büyüklere elini öptürtmezdi. Biz çocuklara bu izni verirdi. Yardımcısının getirdiği küçük bir sehpa üzerinde Nestle'nin içinde küçük çikolatalar olan kutuları bulunurdu. Elini öpen çocuklara bu kutulardan verirdi. Bizim için önemli olan çikolatalar kadar kutunun içine konulmuş kâğıt bir liralardı. O dönemler elli kuruş, bir lira kâğıt paraydı. Sıraya girer, elini öper, kutumuzu alır, çikolataları yer, içindeki bir lirayı da cebimize atardık. Babamızdan aldığımız bayram harçlığı, komşu amca ve teyzelerin elini öptüğümüz zaman aldığımız paralar ile Aksaray'daki bayram yerine giderdik. Burası ufak bir meydandı. Bayram günleri dönme dolap, kaydırak gibi oyuncaklar kurulurdu, onlara biner, eğlenirdik. İlginç bir oyun da ata binmekti. Bazı kişiler bayram yerine süslenmiş atlar getirirlerdi.
İki mecidiye, yani çürük para hesabıyla elli kuruş, Bedevî için çok para idi; üstüne üç daha koysa kabilenin incisi Kalsum'u alırdı. - Onun Kalsum diye söylediği bu kadın adı bizim Gülsüm'ümüzdür; aslında ünlü Mısır muganniyesinin adı da Ümmükalsum'dur, Ümmügülsüm değil- daha kötüsü yanında, uçkuruna bağlı yalnız on tane ikilik gümüş para vardı.
Sayfa 28
"Ben de seni"diye yazmış.
Bu iki kelime boğulmakta olan ruhuma Bir hayat öpücüğü kondurmuştu sanki. Baktım küpe çiçeği tomurcuklarını patlatıvermiş. Saka kuşu sevince sıçrayıp ötüyor. Ulan kuş sen hep böyle öter miydin be. Fırlayıp dükkanı dört dönmeye başladım. Rafların, tezgahın tozunu aldım; her yanları silip pırıl pırıl yaptım. Çiçeğe su, kuşa yem verdim. Dükkanın önüne çıktım. Baktım ta uzakta, karşı kaldırımın köşesinde, bankanın önünde bir boyacı çocuk. Bağırdım, elimle kolumla çağırdım. Ağzım Sevinç ile kulaklarıma varıyor; Gören de cennetten haber gelmiş sanacak. Boyacı geldi. Dışarı bir tavure atıp oturdum. Boya ulan dedim, beni her zaman bu tavda bulamazsın. Kerata ne bilsin elli kuruş yerine yüzelli kuruş vereceğimi.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Alıntı