Geride kalanlar, sadece kendilerinden vazgeçildiğini düşünmektense, gidenin koca bir hayata tümden boş verdiğine inanmayı yeğlerlerdi. Geride kalmak, özlenenin ayağına takılmayı bekleyen yapayalnız bir taştı. Acısına, düşüp üzerine kapaklanandan çok üzülecek olsa bile, nihayet vuslata erip kucaklaşmanın kırık dökük hayalini kurardı.
Ne mi hissettim? Madem ille de bilmek istiyorsun... Çok merak ediyorsan söyleyeyim. Önce inanamadım. 'Yok canım, Feribe yapmaz öyle şey' dedim. 'Yanlış anlıyorum, karıma haksızlık ediyorum' dedim. Kendime kızdım, kötü niyetli olduğum için gücendim. Sonra tabii emin oldum. 'Yapmış demek' dedim. 'Nasıl yapar?' dedim. Senden nefret ettim. Kendimden nefret ettim. Emniyetli dünyamızın yıkıntısından nefret ettim. Bir zamanlar güzel olan ne varsa aramızda, onlardan artakalan viraneden nefret ettim. Derken, geçmiş, film şeridi gibi geçmeye başladı gözümün önünden. Eskiden hiç adetin olmadığı halde, son aylarda durduk yere süslenip püslenmelerin. Önceden tahammül edemeyeceğin şarkıları liseli kızlar gibi arka arkaya dinlemelerin. Yanımda olmadığın her dakika, bana söylediğin her şey. Hangileri yalandı, anlamaya; hangi bahanelerle onun yanına koştuğunu bulup çıkarmaya çalıştım. Bir işime yarayacakmış gibi. Yaramadı. Eve dönüşlerini düşündüm sonra. Yüzünü hatırlamaya uğraştım. Yüzünde korku, suçluluk, neşe, mutluluk, heyecan bulduğum, ama bulduklarıma anlam veremediğim günleri. Evin her yanına sinen parfüm kokusunu, litrelerce parfüme bulanmanı. Ancak çamaşır askısında görebildiğim dantelli yeni külotlarını. Ayak parmaklarına kırmızı oje sürmeye başlamanı. Boğazında tülbentle gezdiğin birkaç günü. Bir keresinde sabah uyandığında aşağı kaymış tülbendin altında hafif bir morluk görür gibi oluşumu, ama ihtimal bile vermediğim için üzerinde durmayışımı. Bazı günler gözlerinden yayılan ışığı. O ışık arttıkça, tam da o ışığın hızıyla benden uzaklaşmanı. Her şeyi, her şeyi. Olmadık ayrıntıları hatırladım. Seni bir başkasıyla hayal ettim. Böyle bir hayali kurabildiğim hayattan nefret ettim.
Öteki kadınlar gibi 'Boşa bu adamı, dön baba evine, daha gençliğin güzelliğin yerindeyken dön, ne kısmetlerin çıkar,' demezdi Adrina Hanım.
Evliliğinden, kocasını gencecik yaşta yitirip yapayalnız, bir başına kaldığından, kadın kısmının hem yüreğinin hem de yatağının boş kalmasının şeytanı dürteceğinden uzun uzun bahseder. Sonunda: 'A kızım, sinek kadar kocan olsun, başında bulunsun; sinek kadar olsun ama olsun,' der, nihayet çeker giderdi.