Öğrendiklerini, öğrenmek için, bilmemiş olmamak için öğrenirdi, ne geleceğine ait bir emel köşkü kurmuş, ne gençliğine ait bir şiir demeti bağlamıştı. Hayat onun için uzun bir eğlenceydi. En çok eğlenebilenlere, yaşamak için en çok hak sahibi olanlar gözüyle bakardı.
Eğlenmek... Bu kelimenin anlamı da Behlül’de değişikliklere uğramıştı. O hakikatte hiçbir şeyden eğlenmezdi. Bütün eğlence yerlerine koşardı, bütün gülünecek şeyleri arardı, belki herkesten çok gülerdi; fakat eğlenir miydi? Eğleniyor görünürdü, onun için eğlenmek eğleniyor görünmek demekti. Bütün gülüşlerinin, eğlenişlerinin altında saklı bir can sıkıntısı vardı ki onu daima bir zevkten diğerine sürüklerdi.
Sayfa 72 - Türkiye İş Bankası Yayınları 13. Basım·Kitabı okuyor
Aşk olsun o rindâne ki gönlünde emel yok
Reşk olsun o mestâne ki zevkinde halel yok
(O umursamaza aşk olsun ki gönlünde istek yok, zevkinden geri kalmayan o sarhoşa da
kıskançlık olsun.)
Halbuki Nedret, siz benim, büyük ve sonsuz aşkımdınız! Bu güzel, sihirli ve emel dolu gözlerinizi, rüyalarımda görüyordum. En zayıf, en zavallı anlarımın çaresizliği içinde, sabır içinde, hep sizi bekliyordum. Hep sizi..."
Eyvâhlar ki bunca emel nâ-becâ imiş
Hırs u hevâ-yı nefse heves pek hâta imiş
“Eyvah ki bunca emel, bunca arzu yersizmiş.
Nefsin hırs ve heveslerine kapılmak büyük hata imiş.”