"HUSREV -- (Mansur'a yaklaşır. Tavırları büsbütün deli.)
Biz, bu dünyada her şey, Allah'ın birer meczûbuyuz.
O, Allah, kemâllerin kemâli. O noktaya tutkun, bilerek bilmeyerek ondan onu istiyoruz.
Bu yolu açan, bu ateşi bizde yakan da o, biz değiliz.
Biz Allah'ın muradı nisbetinde kemâline bürünebiliriz.
Fakat o, Allah olabilir miyiz?
︎
İncelememe Necip Fazıl'ın kendi yorumuyla başlamak isterim:
"Öyle bir piyes ki, kendi buhranımın, mücerret plânında hem en yırtıcı fikir irtifaına çıkacak, hem de müşahhas kadroda sâik ve sebeplerin en hak vericileriyle su sızmaz bir mantık ve görülmemiş bir entrika değerini kendinde toplayacak...
Kısacası, hem vak'a, hem fikir, birbiriyle tam barışık ve kıvamlı "elit" zümreyle aşağı tabakayı bir arada kucaklayacak...
[...]
Bu defa gözü ve kulağı yakacak, ateşle doldura- cak bir piyes...
[...]
Hikâyesi de, mânâ da kendimi maceram...
Tezi, insan idrakinin ufuk noktasında, insan idrakinin ufuk noktasındaki hakikat ve Allah...
[...]
Geçirdiğim büyük ruh çilesinin sahne destanı "Bir Adam Yaratmak"...
[...]
Piyes'e o kadar dalmış durumdayım ki, vilâyet kibarlarının hiçbir davetine katılmıyor, şafak vaktine dek çalışıyorum..."
❁
Üstâd kendisi de dediği gibi, bir "crise intellectuelle" (fransızca), yani bir "fikir buhranını" ele almaya çalışmakta. Yazdığı eser ile birden ünlenen Husrev, kamudan büyük ilgi görürken, aynı zamanda kendi karanlık geçmişiyle de yüzleşmek zorunda kalıyor.
Bir insan Allah'laşabilir mi?
Allah'lık taslayabilir mi?
Bunun akıbeti nedir?
Kendini bulmak, kendinden geçmekten mi geçer?
Bu soruları kitabı okurken zihninizde cevaplandırmaya çalışınız, zira Üstâd da bunları "Bir Adam Yaratmak" ile cevaplamaya çalışıyor...