Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün isteğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.
Gözlerini tavana dikmiş yatıyordu. Zaman her şeyi hallediyor, diye düşünüyordu. Beni hor görenler zamanla ayıklandı; benden üstün olduklarını düşündüğüm insanlar zamanla yere vuruldu. Nasıl olacak yarabbim? O gün gelince ne yapacağım? diye titredim ve böyle anlar da gelip geçti. Küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti…
Hikmet, De Gaulle, Napolyon, Sezar, Kafka, Danton ve Aetius Ortak Bildirisi:
“Durmadan basimiza uzak mesafelerden vurmak suretiyle kafamızı sakatlayan vahşi ve cinsel sapik olan bütün insanlara, bizi bu sanatoryuma düsüren ahlak düşkünü kardeşlere, derslere biz çalıştığımız halde bizim yerimize diploma alan ve sorumlu yerlere getirilen arkadaşlara elimizden geldigi kadar saldırmak amacıyla bu mektubu düzenlemiş bulunuyoruz. En küçük bir memur olmak için bile sağlık muayenesi sart olduğu halde, bu deliler nasıl oluyor da kaderimize hükmeden yerde bulunabiliyorlar? Bu soruyu açikça sormak gerekir. Yıkılan binalardan, çöken yollardan, bakımsızlıktan ölen insanlardan, salgın hastalıktan, sellerden, depremlerden sorumlu kimdir? İnsanlık bu delilerin eline mi bırakılacaktır? Sormak isterim size. Bu deliler bizi nasıl idare edebilir? Sorarım size. Durumu polise bildiririm. Bizi serbest bırakmanızı rica ederim. Onların işkencesinden aklımızı kaybedecek duruma geldik…
"Yeter," dedi Hüsamettin Bey. "Bütün konuları bir anda harcama” “Bunlar, samimi duygulanmdir albayım” “Canım şimdi nutuk çekmenin ne manasi var?" Hikmet güldü: "Ben nutuk çekmeğe mecburum albayım. Iktidara gelmek için onların oylarına ihtiyacım var." "Bir istismar kokusu oldugunu sen de itiraf ediyorsun degil mi?" "Hem de nasil albayım. Fakat, onlarla ortak yani olmayanlar, gerektigi gibi istismar bile edemez onları”