Aradığın seni arayandır.
Dünyada sevmekten güzel birşey varsa eğer; severken sevilmektir.
Artık bana düşen güzelce sabretmek…
YUSUF/18
instagram.com/emreeren____?ig...
Sevgili Zeze; Bu satırları çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden. Canım Zeze; Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım ben de camları pencereleri. Sonra annemi kızdırır uyur numarası yapar ve kalkıp annemin komşular için hazırladığı kekleri gecenin bir yarısı yiyip uyurmuşum. Tabi sabah kalktığımda evde bir curcuna. Annemden yediğim dayaklar senin babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka. Ve Canım Zeze; Senin Portuga gibi benim de dedem vardı. Kendisi öğretmendi tıpkı babam gibi. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yediğim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı. Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım annem bir şey demezdi diyemezdi :)) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem; dedeme bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz uyuyana kadar başımda bekler saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum. Canım Zezem; Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken karşıdan karşıya geçtiği anda, kör olası bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze o kadar yıkılmıştım ki birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki annem ve babam paniğe kapılıp
Ahmed Arif'in hasretinden prangalar eskittiği mektubunu ulaştırmak uğruna hamallık yaptığı Leyla Erbil sevilmek nasıl bir his? sorusuna bilmem hiç sevilmedim ki diyor. hayat böyledir işte. Ne yaparsan yap yaranamazsın. Suladığın çiçek kurur gider bazen.”
Üzgünüm ama bu yüzden Leyla Erbil’e çok öfkeliyim ve çok üzgünüm. Dünya hassas kalpler için bir cehennem.
Nâzım’ın o çok sevdiğimiz dizeleri vardı: Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli belini sarmayalı gözünün içinde durmayalı aklının aydınlığına sorular sormayalı...
Elbet benim de dile getiremediğim acılarım var. Anlatmak istesem anlatılmaz. Zaten bazı acılar dile getirilemez. Getirilmek istense de kelimeler yetmez. Dilinden seni seviyorum eksik olmayan insanlar zaten sevemez. Aşk hissettirmektir emektir bunu kimse bilmez. Dil seviyorum dese de
Kalbimde arama eski yerini
Sen gözümden akan sele karıştın
Kalbimde arama eski yerini
Sen gözümden akan sele karıştın
İstesem de, artık sevemem seni
Hasret rüzgarına, yele karıştın
İstesem de, artık sevemem seni
Hasret rüzgarına, yele karıştın
Seninle aşkımız eski bir roman
Yandı sayfaları, külüdür kalan
Sevgilim, her şeyim sendin bir zaman
Ne yazık, sonunda ele karıştın