Merhamet; insana hem kendisine hem de karşıya insanlığı hissettiren kavram.
Romanın baş karakterinde de bu kavramın eksikliğini, duygusuzluğunu hissediyoruz. Fakat Zehra karakterinin bu hâle bürünmesinin sebebi kendisi değil. Bunu romanın ilerleyen sayfalarında görüyoruz. Öyle ki ön yargının ne kadar yıkıcı olduğunu da hissedebiliyoruz. Romanı okurken okuyucu olarak biz bile Zehra'ya ön yargılı yaklaşabiliyoruz. Bir de babasını Zehra'ya dayatılan pencerede görmemiz de ön yargının bir başka ayağı. Adeta kitap hem baş karaktere hem de okuyucuya ön yargıyı yaratıp sonrasında bunu yok ediyor. Sonuç olarak bu ön yargının roman içerisinde yok ediliş hem baş karakter için hem de okuyucu için büyük bir sarsıntıya yol açıyor. Zehra, bu işten zararlı çıksa da biz okuyucu olarak ön yargıyı kırarak kârlı bir şekilde çıkıyoruz.
Doğruların ne kadar doğru olduğunu tek taraftan bakarak anlayamayız. Yanlış olarak sunulana, yani diğer tarafın gözünden de bakmak gerekiyor. Bu adımı atabilmek için ön yargı kalıbını yok etmek gerekiyor. Öyle ki eğer bu adımı atamazsak sonuç katlanılman bir acıya ve geri dönüşü olmayan bir çıkmaza giriyor. Bunu da akabinde pişmanlıklar takip ediyor. Tıpkı Zehra karakterinin babasına tek taraftan bakarak yanlışa kapılması gibi. Gerçeği öğrendiğinde ise iş işten geçmiş oluyor.
Öyle ki sevgili dostlar, ön yargılarımızı yok ettiğimizde en başta bahsettiğim merhamet kavramına ulaşabileceğiz. Öyleyse merhametle kalın, merhametle kalalım.