Sevda hayatı bir çiçek bahçesidir ki buradan yalnızca seyrederek geçenler de vardır, onlar biraz ilerde bir şey koparabilmek ümidiyle geçerler, geçerler, sonunda artık koparılacak bir şey kalmaz, geri dönmek de mümkün değildir, bunların mezar taşına 'Yaşamadılar!' diye kazınabilir. Bunlar öyle bir sınıftır ki beceriksizlerden, mahcuplardan, korkaklardan oluşmuştur. Bu sınıfın biraz üstünde yakalarına yalnız birer gonca takmakla, bu sevda çiçekliğinden bütün paylarını almış olmakla çıkanlar gelir: Yetinenler. Daha sonra henüz çiçekliğin kenarına gelir gelmez eliboş yahut birkaç adım ötede avuçlarında bir demet kurumuş otla 'Oh! Ne güzel...' diyen, hemen oraya, bir ağacın uyku getiren gölgesine düşerek uyuyanlar gelir: Tembellerle yorgunlar... Daha sonra utkuyla çıkanlar, yenenler, bu çiçek bahçesinin İskender ve Dârâ'ları, Cengiz ve Timurları, bizler, ben... evet, ben, kucak kucak, etek etek o çiçeklerden toplayan, toplamak için bitmez, sönmez bir heves duyan ben...