"Mudanya" kasabasına vardık.
Akşamleyin de Rum mahallesi içinde ve deniz kıyısında kurulu “Pavli Oteli” ne geçtim. Gerçekten orasının da tek konuğu ben oldumsa da bayağı cinsten olmak üzere mobilyasının tamlığı, deniz kenarındaki masa ve sandalyeler dizilmiş balkonu, iki adım yakınında bir aşçı dükkânı bulunması gözümde değerini arttırdıkça artırdı. Burada geçirdiğim dört gece çok rahat ettim.
İşimizi gücümüzü bitirip (otele gelince) balkona çıkar, yemeği orada yer, yatıncaya kadar kalırdım. İnsanı oyalayacak pek çok eğlenceler vardı. Bunların en hoşu saat on birde birçok Rum ailelerin kayık ve sandallara binerek sahilde boydan boya dolaşmaları idi. Bir kısmı kıç üstüne mezeleri dizmiş, rakısını konyağını koymuş, hem içerler hem şarkı söylerler ve bu
durumda olanlar karşılaşınca kayıklar rampa ederek birbirlerine içki ikram ederlerdi.
Mudanya kasabası deniz banyosu mevsiminde Bursa, Gemlik hatta İstanbul’dan gelen “banyocular” ile pek kalabalık olur ve gece yarısına kadar kırk elli kayık ve sandal, fişekler, maytaplar yakılarak şarkılar, maniler okunarak eğlenirlermiş. Otellerde o vakit boş yatak bulmak güç olduğu gibi kiralık ev bile kalmazmış.