Farz edin ki resmi bir daireden, bir makamdan bitecek bir işimiz var. Bir daire müdürüne sunacağımız bir maruzatımız, yahut ondan bitecek bir işimiz var. Ne yaparız? Önce bu müdürün yanına kadar gidilir ve övülür müdür. İşte sen bu makamın sahibisin, sen bu işin ehlisin diyerek methedilir. Sonra da halimizi, maruzatımızı ona arz ederiz. Benim durumum şudur, şöyle bir müşkilim var ve hu işin halli sendedir, bunu sen halledersin. Ne olur bu işime bir el atıp tavas-sut ediversen, şuraya bir telefon ediversen, bir emir veriversen deriz. İşte Fâtiha’nın muhtevası da aynen böyledir.
...
Fâtiha’daki bizim bu ısrarlı talebimize karşılık Rabbimiz de bundan sonraki sûrenin, yâni Bakara sûresinin ikinci âyetinde cevaben buyurur ki: Kullarım! Gerçekten siz bu talebinizde ciddi misiniz? Gerçekten benden ne istediğinizin farkında mısınız? Eğer sarhoş filan değilseniz, eğer aklınız başınızdaysa, eğer gerçekten benden ne istediğinizin farkındaysanız, yâni sırat-ı müstakim tale- binizde ciddi iseniz, öyleyse işte istediğiniz sırat-ı müstakim. İşte istediğiniz hidâyet buyurarak kitabını karşımıza çıkarıveriyor: “Elif lâm mîm. İşte kendisinde şüphe olmayan bu kitap muttakiler için hidâyet kaynağıdır." (Bakara 1,2)