• 296 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    SENDEN VAZGEÇMEM

    “Düşündüğün kişi kalbindeyse nereye gidersen git onu da yanında taşıyordun, o yüzden de unutmak çok zor oluyordu.”

    “İnsanın pişmanlıkları ve susturamadığı bir vicdanı olunca hayat çok uzun geliyordu.”

    Hasan, Nisan, Kemal bey, Devrim, Asuman hanım, Ayla, Ayşe, Heves, Derin, Doruk, Mürvet anne, Sibel, Yıldız Aydın, Taner, Mustafa Aydın, İsmail, Emine, Thomas, Sabrina, Emilio, Zeynep, Seçil, Pelin, Sarah ve Mert ile güzel bir hikâyede onlarla beraberdim.

    Kandırılarak hayalleri ile oynanan ve sonrasında terk edilen bir kız ile hikâye başlıyor eser... Çaresizlikten kızını yurda bırakmak zorunda kalan bir anne… Yetimhanede annesiz, babasız büyüyen günahsız bir kız çocuğu… Bunlar daha başında okuyucunun yüreğini dağlıyor zaten. Yurtta sorumlu olan Ayla hanımın Nisan için mücadelesi sonucu küçük kızın hayatının değişmesi beni duygulandırdı. Nisan’ın yeni hayatını sürdüreceği odasına bende hayran kaldım doğrusu, benim çok beğendiğim renkler ile düzenlenmiş olması harikaydı. Hele Asuman hanımın evindeki kütüphane benim hayalim. Umarım o odadaki gibi bende bir kütüphane oluşturabilirim. İlerleyen zamanda o odanın kullanılmaması sonucu kitapların verilerek değişime uğramasına
    Nisan gibi bende üzüldüm. Nisan o odada kitapları okurken bende yanındaydım sanki, o mis kokuyu hissettim adeta… Nisan’ın ona sunulan güzellikler sonrası üstün zekasını kullanıp çok iyi yerlere gelmesine çok sevindim. Mücadele ederek güzel bir işe kavuşması muhteşemdi.

    Samsun’daki karşılaşma içimi cız ettirdi, Nisan gibi bende aşırı duygulandım… Eseri okurken kendimi kaybettim eserde. Kitapta yaşananları taa yüreğinizde hissediyorsunuz. Bir çocuğun anne ve babasız büyümesi kadar kötü bir şey yoktur sanırım… Kitabın en başında olan trafik kazası ile ilgili Devrim’in büyüyünce araştırdığı ve ulaştığı bilgiler ne zaman açığa çıkacak diye bekledim durdum kitabı okuma süresinde ve Samsuna gidildiğinde ortaya çıkacak dedim ama orada da Devrim içeri girmediği için kaldı. Yıldız Aydın konusu ne zaman açılacak diye merak ettim, ta ki Nisan’ın valizinin dağılması sonucu Devrim’in belgeleri görmesi sonucuna kadar… Sonrası tam bir hüsran… Devrim'e ara ara çok kızdım, tam bir ruhsuz gibi davrandı. Bazı duyguları kendine bile itiraf edememesi sinir bozucuydu... Bu arada bilinçaltındaki yusufçuk iyi ki ikna etti Nisan'ı... ve Nisan’ın hastanede onu görmeye gelen kişinin söylediklerini duyunca Nisan ile birlikte duygulandık. Benimde gözlerim dolu dolu oldu… Kızlar hep annelerinin kaderlerini mi yaşarlar…

    Yazarımızın eline yüreğine sağlık diyorum. Yine güzel bir eser ile birlikte olduk. Yazarın kalemi bir başka güzel tavsiye ederim. Nice yeni eserler ile buluşmak dileğiyle…

    #ayşegülçiçekoğlu #sendenvazgeçmem #okudumbitti
  • Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?

    Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

    Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir. (Nahl Suresi, 17-19)

    Evinizde kısa bir gezintiye çıkalım ve yaşamınızı kolaylaştıracak ne kadar çok şeyin, önceden düşünülerek kullanımınıza sunulmuş olduğunu şöyle bir düşünelim... Daha siz kapıdan adımınızı atmadan ayaklarınızı silmek için yerleştirilmiş bir paspas, içeri girdiğinizde paltonuzu veya ceketinizi asacağınız bir askılık, ayakkabılarınızı koyacağınız bir ayakkabılık karşınızdadır. Salonda koltuklar, halı, perde, televizyon gibi estetik ve kullanım kolaylığı düşünülerek yerleştirilmiş eşyalar; mutfakta buzdolabı, fırın, içlerindeki pek çok detay malzemeyle dolu olan dolaplar tam ihtiyacınıza yönelik şekilde hazır bulunurlar. Aynı şekilde çalışma masası, lamba, gardrop ve kütüphane... Hepsinin, bulunduğu yere yerleştiriliş amacı vardır.

    Hiç kimse ne bu eşyaların tesadüf eseri oluştuğunu, ne de bulundukları yere kendiliklerinden yerleştiklerini iddia edemez. Söz konusu eşya ister tuzluk gibi küçük bir malzeme olsun, isterse duvarda asılı duran dümdüz bir ayna olsun, herkes fikir birliğiyle bunların birer tasarım ürünü olduğunu ve bulundukları yerlere bilinçli şekilde yerleştirildiklerini kabul edecektir. Üzerinde düşünülerek, akıl, bilgi kullanılarak, belli bir ihtiyaca yönelik, özel bir amaçla üretildiği ve yerleştirildiği açık olan bu eşyaları tesadüflerle açıklamaya çalışmak, son derece mantıksız olacaktır. Bu, akıl sahibi her insanın onaylayacağı açık bir gerçektir.

    Ancak konu canlılardaki tasarım olunca, bazı insanlar bu gerçeğe karşı çıkarak büyük bir mantıksızlık sergilerler. Bu insanlar, en ileri teknolojiyle, en gelişmiş laboratuvarlarda ve yılların bilgi birikimi ile bile benzeri meydana getirilememiş bir canlı hücresinin, kör tesadüflerin milyonlarca sene uğraş vermesi sonucunda ortaya çıktığını iddia ederler. Bilimsel hiçbir dayanağı olmayan bu iddiayı savunmalarının nedeni ise, Darwin'in evrim teorisine körü körüne inanmalarıdır.

    Oysaki evrim teorisi, paleontoloji, popülasyon genetiği, karşılaştırmalı anatomi veya gözlemsel biyoloji gibi alanlarda çöktüğü gibi, yaşamın kökenini ele alan moleküler biyoloji alanında da çökmüş durumdadır. Evrim teorisinin "yaşam, rastlantıların ve doğa kanunlarının ürünüdür" şeklinde özetlenebilecek olan iddiası, daha hücre aşamasına gelmeden, moleküler seviyede çıkmaza girmektedir. Evrim teorisinin bilimsel olarak nasıl geçersiz kılındığını pek çok kitabımızda bulabilirsiniz. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Vural Yayıncılık.) Bu kitapta, evrim teorisinin hücre seviyesindeki çıkmazlarından bir kısmına değineceğiz.

    Kitap boyunca verilen bilgilerle, hücrenin kompleks yapılarından sadece bir tanesi olan hücre zarının üstün bir akıl ve tasarımın ürünü olduğunu görecek ve incecik bir zarın dahi evrimcilerin tesadüf iddialarını tek başına nasıl geçersiz kıldığına şahit olacaksınız.
  • Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlık'ına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır.
    Çünkü fıtrat-ı beşeriyede CEMALE karşı bir muhabbet ve KEMALE karşı perestiş etmek ve İHSANA karşı sevmek vardır.
    CEMAL ve KEMAL ve İHSAN derecatına göre, o muhabbet tezayüd eder.
    Aşkın en münteha derecesine kadar gider.
    Hem bu küçük insanın küçücük kalbinde, kâinat kadar bir aşk yerleşir.

    Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.
  • Çocukluğumdan beri en büyük hayalim, kendime ait bir kütüphane kurmaktı.
  • Çocukluğumdan beri en büyük hayalim, kendime ait bir kütüphane kurmaktı.
  • 400 syf.
    ·15 günde
    Kitap hem Türk eğitim tarihi hakkında bilgi veriyor, hem de otobiyografi. Eğitim fakültesinde okuyan özellikle ilkokul ve ortaokul öğretmeni olacaklar için kaynak eser niteliğinde yalnız yer yer haklı olmakla birlikte şuanki Ak parti hükümetine, Adnan Menderes Hükümetine karşı sitem ve şikâyetler dile getiriliyor yapılan yanlışlar vurgulanıyor. Bu da yazarın en doğal hakkı tabiki, ama bu yüzden dolayı üniversitelerde yardımcı kaynak olarak okutulamaz çünkü öğretim üyeleri buna cesaret edemez. Kitabın son bölümlerinde Alman eğitim sistemi tanıtılıyor.

    Kitap; Köy enstitüleri tarihi olarak ayrı ve yazar İbrahim Şimşek in hayatını ve öğretmenlik tecrübelerini anlattığı ayrı bir kitap olarak yayınlansaydı daha doğru olurdu fikrimce.


    4+4+4 eğitim sistemi ile 5 sınıflı olan ilkokulların 4 seneye inmesi sebebiyle bir çok köy ilkokullarının kapanmasına neden oldu. Çünkü bir ilkokulda en az 10 öğrenci olmalı. Bir çok köy ilkokulu kapanınca köyde oturan vatandaşlar çocuklarının eğitimi için şehirlere göç etti köyler daha da gerilemeye bırakıldı. Köy çocukları büyüyünce ne olacaksın sorusuna bol bol polis olacağım diyor hiçbiri köyüme öğretmen hemşire olacağım demiyor. Eğer öğretmen olan varsa o da şehire kaçıyor.

    Nüfusu 150 den fazla köylere ilkokul ortaokul kütüphane, sağlık evi, veteriner ofisi, jandarma karakolu, ibadethane, muhtarlık, küçük bir otel, öğretmen hemşire ve diğer memurlar için lojmanlarının içinde bulunduğu bir kampüs yapılırsa bu gidişata bir dur denilebilir.

    Öğretmen yetiştirme için fakülteler mevcut üniversitelerden alınıp sadece eğitim üniversitesi adı altında toplanmalı buradan yetişen öğretmenlerle gidecekleri yerlere 20 yıl kalmak şartıyla sözleşme imzalanmalı sınav mülakat kpss işlerine son verilmeli. Ayrıca akademik kariyer yapmak için yine eğitim üniversitesine bağlı eğitim enstitüsü kurulmalı.


    Türk eğitim sistemi her geçen gün bozuluyor. Buna dur denilebilir. Millet olarak tembelliği bırakmaya başladığımızda Türk eğitim sistemi de kendiliğinden düzelecektir. Tabi bir öğretmen olarak çeşitli projelerim var ve inanıyorum ki bir çok sorunu çözer. Ama şu vaziyette bunlar hayata geçemez.
  • "İhtiyacımız olan bütün kitaplara sahip olduğumuzda bile,yine de atlayacak en yüksek uçurumu bulmakta ısrar ettik.Ama biraz soluk almaya gerçekten ihtiyacımız var.Bilgiye gerçekten ihtiyacımız var.Ve belki bin yıl sonra,atlamak için daha küçük uçurumlar seçebiliriz.Kitaplar aptal,salak olduğumuzu bize hatırlatmak için var.Onlar gösteri alayı caddeden gürültüyle geçerken Sezar'a 'Fani olduğunu hatırla Sezar' diyen muhafız kıtası gibiler.Çoğumuz ortalıkta koşturup herkesle konuşamayız,dünyanın bütün şehirlerini tanıyamayız;zamanımız,paramız veya o kadar çok arkadaşımız yoktur.Senin aradığın şeyler dünyada Montag,ama sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak bir kitapta görebilir.Garanti isteme.Tek bir şey,tek bir kişi veya makine ya da kütüphane tarafından kurtarılma arayışına da girme.Kendini kurtar,boğulursan da en azından kıyıya doğru gittiğini bilerek ölürsün."