Lea yaşamayı seçmedi.
Yaşamın yerine müziğini koydu.
Kemanını.
İlişkileri, bedeni, risk almayı, bağlanmayı…
Hepsi sustu.
Müzik konuştu.
Ve müzik sustuğunda
geriye acı bile kalmadı.
Sadece boşluk.
Bu kitap bana şunu düşündürdü:
Bazen bir şeyi çok sevmek,
hayatı yaşamaktan kaçmanın en zarif yolu olabiliyor.
Bir de baba vardı.
Evladının ruhunu geri getirmek için
kendi hayatından vazgeçen bir baba.
Fedakârlık mıydı bu,
yoksa suçluluğun başka bir adı mı?
Lea, müziğin içinde kayboldu.
Baba, Lea’nın içinde.
Bu roman bir müzik hikâyesi değil.
Bu roman yaşanmamış bir hayatın ağırlığı.