Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın. Kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla ve her gece yatağımda bir engerek bulmanın sürüngen iğrentisiyle dolardım. Sesin öylece kusmuk gibi kalırdı ağzımda.
Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.
Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
Ne Venedik kalacaktı ne Floransa...
Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
Haydi, hamle kâfirindir... İlkönce sen gel
Ecel ile zaman bize olmadan engel!
Burda tanklar yürümezse etme çok tasa;
Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
Olma öyle sinsi çakal, yahut engerek!
Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
Beni görecek kimse yoktu.
Gerçek varlık çiçeklerinden topladım ve Skylla'nın her gün yıkandığı söylenen koya götürdüm. Saplarını kırdım, beyaz özsularını damla damla sulara boşalttım. Engerek kötülüğünü saklayamayacaktı artık. Bütün çirkinliği gözler önüne serilecekti. Kaşları kalınlaşacak, saçları matlaşacak, burnu uzayıp kocaman olacaktı. Salonlar öfke dolu çığlıklarıyla yankılanacak ve büyük tanrılar gelip beni kırbaçlayacaktı ama onları sevinçle karşılayacaktım çünkü tenime inen her kırbaç ona olan aşkımın bir başka kanıtını daha gösterecekti Glaukos'a.