Rayiha’nın bakışlarında onun dünyaya sanki kendi gövdesi içinden değil dışından baktığını hissetti Mevlut. Kendisi de masadaki bardağı doldururken yalnızca bir ruh olduğunu kendi gövdesinin dışına çıktığını hissetmişti. Sevişmenin çok edepsiz ve utanmaz bir şey olduğu gibi çok dini ve ruhsal bir yanı olabileceğini de karısına bir bardak su verirken anladı. Su içme bahanesiyle hatta bir teslimiyet duygusuyla birbirlerinin çıplak gövdelerine bakıyorlardı. Hem utanarak hem de hayata şaşarak.
Kalabalığın kafamın içinde dur durak bilmeden dolanan uğultusu, orkestranın tangırtısı ve şehrin iniltisi sandığım amansız gürültü, ondan uzak olmanın huzursuzluğuymuş yalnızca.
Bildiğim, bir şehri severseniz orada çok gezerseniz yıllar sonra o şehrin sokaklarını yanlız ruhunuz değil gövdeniz de kendiliğinden öyle bir tanır ki karın kederli kederli serpiştirdiği bir keder anında bacaklarınız sizi kendiliğinden sevdiğiniz bir tepeye çıkarır
Uzun bir gemi yolcuğundan sonra, yol boyunca sizi bunaltan sis açılır da, bir kara parçası her ağacı, taşı ve kuşuyla birdenbire sizi kendisine hayran bırakarak nasıl belirirse, okudukça aralanan kağıtlar arasından iç içe geçmiş milyonlarca hayat ve hikaye birden aklımda beliriverir.