Octavia Butler'ın 1987, 1988 ve 1989'da yayınlanan aynı seriye ait üç kitabın omnibus basımını (892 sayfa) kendi ölçülerimde çok kısa bir süre olan 12 günde okudum.
İlk kitap "Şafak", yok olmuş dünyadan geriye kalan insanların kendilerini kurtaran uzaylılarla temasını işlemiş. Konu ve anlatım çok hoşuma gittiği için bu ilk kitabı çok hızlı ve keyifle okudum. Ancak 2. ve 3. kitaplar aynı etkiyi maalesef yaratmadılar. Zira 2. kitaptan itibaren yazar insan ve uzaylıdan doğma yeni bir türün yaşamına odaklanmaya başlıyor. Burada beni kitaptan uzaklaştıran iki şey ortaya çıktı. Birincisi benim ortalama düzey olan hayal gücümün ötesinde bir yeni canlı türünün sürekli tekrara düşen fiziksel ve düşünsel evriminin anlatımı. O kadar tekrara rağmen Oankali ve Ooloi türlerinin hissiyatlarını bir türlü anlayamadım (muhtemelen benim eksikliğim). İkinci sıkıntı ise yeni türün evriminin tatsız tuzsuz anlatımı idi. Çevirmenin de burada zorlandığını düşünüyorum. Bir yerde "dümdüz bir küre" ifadesini görünce bundan emin oldum. Sanırım "yüzeyi pürüzsüz bir küre" demek istenmiş.
Benim bu üçlemeyi bitirmemi sağlayan, ne yapacağı önceden kestirilemeyen ama yaptıkları hayal gücümün sınırları içinde olan insan karakterlerin varlıkları oldu. Hikayeye insanın dahil olduğu bölümler kitabın tansiyonunun yükseldiği ve okumanın kolaylaştığı bölümlerdi.
Maalesef mutlaka okunması gereken bir kitap diyemiyorum.
Uzun zaman okuma listemde olup da bir türlü okuyamadığım ve yaşım itibari ile bundan utanç duyduğum kitabı nihayet bitirdim. Gerçekten yıllar önce okumam gerekirmiş.
İçerdiği hiciv, sade anlatımı ve konusu ile baş yapıt niteliğinde. Halit Ayarcı karakteri modernleşme sancıları içindeki toplumda önemli olanın gerçek değil de algının olduğunu gösteriyor bizlere. Bugün sosyal medya ile bu artık romandaki gibi absürd olmaktan çıkmış durumda. Algı gerçeğin yerine çoktan geçti. Roman gerçeğin en sonunda üstün gelişi ile bitiyor ama günümüzde ben artık bundan pek emin değilim.