Genel olarak Stoacı görüş şu şekilde de ifade edilebilir: Acılarımız her zaman arzularımız ile dünyanın işleyişi arasındaki orantısızlıktan kaynaklanır. Dolayısıyla bu ikisinden biri değiştirilmeli ve diğerine uyarlanmalıdır. Şeylerin işleyişi bizim gücümüz dâhilinde olmadığından (οὐκ ἐφ᾽ ἡμῖν); istek ve ta-leplerimizi şeylerin işleyişine göre düzenlemeliyiz; çünkü sadece istek ἐφ' ἡμῖν'dir.* İsteklerin dış dünyanın işleyişine -dolayısıyla da şeylerin doğasına bu uyumu, çoğu zaman muğlâk κατὰ φύσιν ζῆνε ile anlaşılır. Bkz. Arriani Diss., II, 17, 21, 22. Ayrıca Seneca (Ep. 119) bu görüşü şöyle ifade eder: "Nihil interest, utrum non desideres, an habeas. Summa rei in utroque est eadem: non torqu-eberis."* Ayrıca Cicero da (Tusc., IV, 26) şu sözlerle bu görüşe katılır: "Solum habere velle, summa dementia est."**** Aynı şekilde Arrian (IV, 1. 175): Ου γαρ εχπληρωσει των επιθυμουμένων ελευθερια παρασχευάζεται, αλλα ανασχευῃ της επιθυμίας. (Non enim explendis desideriis libertas comparatur, sed tollenda cupiditate.)***** * "gücümüz dâhilinde" ** "doğaya uygun" *** "Bir şeyi arzulamıyor olman ya da ona sahip olman fark etmez. Her iki durumda da en önemli olan aynıdır: eziyet çekmeyeceksin": Seneca, Mektuplar 119, 2. **** "Bir şeye sahip olmayı istemek bile en büyük deliliktir." Cicero, Tasculum Tartışmaları IV, 26, 56. ***** "Çünkü özgürlüğün kazanılması arzulanan şeye ulaşılmayla değil, arzunun ortadan kaldırılmasıyla olur." Arrianus, Epiktetos'un Tezleri IV, 1,75.
Sayfa 252
Stoacılardan günümüze ulaşan ve hiçbiri sistematik şekilde Rderlenmemiş-yazılarda yer alan, bizden sürekli beklenen o sarsılmaz soğukkanlılığın nihai temelini araştırdığımızda tek bulacağımız, dünyanın gidişatının bizim istencimizden tamamen bağımsız olduğu ve dolayısıyla başımıza gelen talihsizliklerin kaçınılmazlığını fark etmek olacaktır. Taleplerimizi bu konuda doğru bir vukufa göre düzenlediğimizde yas tutmak, sevinmek, korkmak ve umut etmek artık yapamayacağımız bir çılgınlık haline gelir. Bunda, özellikle Arrianus'un yorumlarında, οὐκ ἐφ' ἡμῖν (yani bize bağlı olmayan) her şeyin hemen οὐ προς ημάς (yani bizi ilgilendirmeyen) olacağı alt görüşü işlenir. Ancak yaşamın tüm nimetlerinin talihin gücünde olduğu doğrudur, öyle ki talih bu gücü kullanarak bu nimetleri bizden kopardığı anda, mutluluğumuzu eğer bunlara bağlamışsak mutsuz oluruz. Bu değersiz kader, aklın doğru kullanımıyla bizden uzaklaştırılmalıdır; aklın doğru kullanımı sayesinde tüm bu nimetleri asla kendimize ait olarak değil bilakis sadece belirsiz bir süre için bize ödünç verilmiş olarak görürüz. Ancak bu şekilde bu nimetleri asla esasen kaybetmeyebiliriz. Bu nedenle Seneca şöyle der (Ep. 98): "Si, quid humanarum rerum varietas possit, cogitaverit, ante quam senserit" *ve Diogenes Laertios şöyle söyler (VII, 1. 87): “ἴσον δὲ ἐστὶ τὸ κατ᾿ ἀρετὴν ζῆν τῷ κατ᾿ ἐμπειρίαν τῶν φύσει συμβαινόντων ζῆν." (Secundum virtutem vivere idem est, quod secundum experientiam eorum, quae se-cundum naturam accidunt, vivere).** * Ve kişi, insani meselelerdeki olası iniş ve çıkışlar üzerine, bunların gücünü hissetmeden önce düşünürse sükûnetli olacaktır. [Sic autem conponetur]" Seneca, Mektuplar 98, 5. ** "Erdeme göre yaşamak, doğal olayların deneyimine uygun yaşamakla aynıdır." [Diogenes Laertios'a göre Khrysippus Ünlü
Sayfa 250
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
618 ve 907 seneleri arasında, daha önce de yer verilmiş olduğu üzere, Çin devleti Tang Hanedanı’nın yönetimi altında bulunmuş ve bu dönemi kapsamında da ilk proto-kâğıt birim niteliklerini arz eden “Uçan Paralar” meydana getirilmiştir. Song Hanedanı’nın hüküm sürmüş olduğu 960 ile 1279 yılları arasındaki zaman zarfı da anonim şirketlerin kurulmaları ve “Jiaozi” adlı ilk devlet destekli kâğıt para birimlerinin tedavüle sürülmeleri gibi yenilikleri içermiştir. Yuan Hanedanı, 1271 ile 1368 seneleri arasında hüküm sürmüş ve yüksek düzeylerde bir enflasyon neticesi verecek olan desteksiz niteliklerdeki “Zheng Jiaochao” adlı fiat birimlerin basılmaları da bu süreç dahilinde yetkilendirilmiştir. Bunlara ek olarak Ming Hanedanı (1368-1644) döneminde yaşanmış olan bir hiperenflasyon durumu, halkın gümüşü benimsemesi ile sonuçlanmış bulunmaktadır. Daha yakın bir dönemi ise Qing Hanedanı ile başlayarak kısaca ele alabilmek mümkün olacaktır. (...) 1644 ile 1911 yıllar aralığı Çin’in son hanedanlık dönemini oluşturmuş, bu yıllar arasında da ülkede Qing Hanedanı hüküm sürmüştür. 16. ve 19. yüzyıllar boyunca bilhassa lüks Çin mallarına yönelik bir talep meydana gelmiş ancak ticaret güncel olarak Guangzhou bölgesinde yer alan ve o zamanki adı Canton olmuş olan bir liman şehrine sınırlandırılmıştır. Britanya ise bu süreç dahilinde Bengal ve Ganj Nehri Ovası’nda normalden güçlü niteliklerde bir afyon türevi üretmiş ve de bu mallarını satmak niyetini taşımıştır. Çin, Britanya’nın söz konusu üretimi yüzünden çok zorlu bir dönemin içerisine girmiştir. 1650 ve 1880 yılları arasında ülkenin afyon tüketimi 130 kat artış göstererek 6500 ton kadar olduğu miktarlara erişmiştir. Çin’in bu duruma muhalefeti sonucu iki ayrı Afyon Savaşı yaşanmış ve Qing Hanedanı her ikisinden de mağlup
Sayfa 141·Kitabı okudu
Sonunda bize de paylaşmak nasip oldu ep.2
-neden hep karalar giyersiniz siz? +hayatımın yasını tutuyorum.
Ebû Abdullah Târık ibni Şihab el- Beceli ep-Ahmesi (ra)'dan rivayetle, Bir adam Efendimize (s.a.v.): - Hangi cihad daha faziletlidir, diye sordu? Peygamberimiz: - "Zalim sultan katında söylenen hak söz." buyurdular.
Sayfa 97·Kitabı okudu
Her yerde sadece kendimize emanet olduğumuzdan Mutluluğumuzu da kendimiz yapar ya da buluruz.The Traveller, v. 431 Bu yüzden herkes kendisi en iyi olmalı ve en çoğunu ken­ disi yapmalıdu: Bu durum ne denli çok söz konusu olursa, kendi hazlarının kaynağını o denli çok kendi içinde bulacak, o denli mutlu olacaktır. Aristoteles, büyük bir haklılıkla, "Mutluluk kendi kendine yetenlerindir" (Eudemos'a Etik, VII, 2) diyor. Çünkü mutluluğun ve hazzın tüm dış kaynak­ ları, doğaları gereği son derece güvenilmez, nahoş ve geçici­ dirler ve rastlantıya bağlıdırlar, bu yüzden, en elverişli koşul­ larda bile kolayca kuruyabilirler; sürekli el altında buluna­ madıkları sürece bu kaçınılmazdu: Yaşlılıkta, hepsi zorunlu olarak kururlar: Çünkü yaşlılıkta şaka, yolculuk zevki, at sevgisi ve toplum için yararlılık bizi terk eder; hatta dostları­ mızı ve akrabalarımızı da ölüm bizden ayırır. İşte o zaman, insanın kendinde neye sahip olduğu; her zamankinden çok daha fazla önem kazanır. Çünkü, en uzun süre dayanan bu olacaktu: Ama yaşamın her çağında da, insanın kendinde sa­ hip olduğu şey, mutluluğun sahici ve biricik kalıcı kaynağı­ dır ve öyle de kalır. Dünyanın hiçbir yerinde alınacak çok şey yoktur: Acı ve yoksunluk dünyayı doldururlar ve onlar ge­ çip gittiğinde de dört bir yanda can sıkıntısı beklemektedir. Üstelik esas olarak, kötülüktür dünyada egemen olan ve bu­ dalalık da büyük söz sahibidir. Yazgı acımasızdır ve insanlar zavallıdır. Bu yapıdaki bir dünyada, kendinde çok şeye sahip olan birisi, aralık ayının karlı buzlu bir gecesindeki aydınlık, sıcak, neşeli bir Noel sofrasına benzer. Buna göre, seçkin, zengin bir bireyselliğe sahip olmak ve özellikle zihinselliği yüksek olmak, hiç kuşkusuz ki dünyadaki en büyük yazgı­ dır; bu yazgı en parlak yazgılardan çok değişik olsa bile,