• İran Silahlı Kuvvetlerinin bölge ülkeleri ile karşılaştırıldığında en belirgin özelliği sahip olduğu çeşitli menzillerde çok sayıdaki güdümlü füze arsenalidir. Rus ve Çin yapımı kısa ve orta menzilli güdümlü füzelerine ek olarak İran, Çin ve Kuzey Kore’den ithal ettiği teknoloji ile kendi güdümlü füze programını geliştirmiş ve Scud-C, SS-4, SS-5, Taepo Dong, No Dong füzelerini modifi ye edip Şahap serisi adı altında füze imalatına başlamıştır. Deneme a tışlarını tamamlayarak silahlı kuvvetlerinin envanterine dahil ettiği Şahap 1-2-3-4 serilerinden sonra kıtalararası balistik füze sistemi Şahap 5 üzerinde çalışmalarını sürdüren İran sahip olduğu 2000 km’ye kadar menzilli güdümlü füze arsenali ile bölgede önemli bir güç haline gelmiştir.
  • İran’da, İslam Devrimi ilebirlikteseçilmişler ve atanmışlar şeklinde
    ikili bir siyasal sistem oluştuğu ve atanmışların seçilmişlere oranla daha güçlü bir konumda bulundukları söylenebilir. İran Anayasası güçlü kontrol
    denge mekanizması ile İslami rejimin yapısal devamlılığını korumaktadır. İran’da adayların Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanması zorunluluğu nedeniyle herkesin sistemden bağımsız olarak seçilme hakkı
    yoktur. Seçilmişlerin pratikte atanmışlar tarafından onaylanarak yönetildiği, ya da en azından atanmışların seçilmişler üzerindeki anayasal haklarının daha fazla olduğu düşünülebilir. Hemen tüm yönetim organlarının Rehber tarafından denetlenip kontrol edildiği sistemde rehberi dahi teknik açıdan da olsa görevden alma yetkisine sahip olan Uzmanlar Konseyi Başkanı vardır. Ancak anılan yetkinin, Rehberin tüm yönetim organları üzerinde güçlü etki ve otoritesi
    ile İran halkının gelenekselci yapısı ve baskın Şia inancı düşünüldüğünde
    işlevsel olamayacağı söylenebilir.
  • İran Anayasası’nın 56. maddesi “Dünya ve
    insan üzerindeki mutlak otorite Allah’a aittir ve Allah insana sosyal kaderini tayin etme sorumluluğu vermiştir. İnsanlar Allah tarafından verilen bu yetkiyi
    aşağıdaki maddelerde belirtildiği gibi uygular”demektedir. 56. madde
    devlet başkanına bir sonraki, 57. maddede verilecek sorumluluğun Allah
    tarafından onandığına ilişkin bir madde olarak yorumlanabilir. 56. madde,
    yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden bağımsız olduğunu ve
    devlet başkanının bu üç erk arasındaki iletişimi sağlamakla yükümlü
    olduğunun altını çizmektedir
  • Şahlık rejiminin, Humeyni’nin otoritesini sarsmak için düzenlediği
    sinema kundaklama olayı, devrimi tetikleyen ikinci olay olarak gösterilebilir.
    Batı kültürünün İran’da simgesi olarak kabul edilen Abadan Rex sineması kundaklanmış, söz konusu kundaklamanın batı kültürüne karşı düşünceleri
    ile bilinen Humeyni tarafından planlandığı öne sürülmüştür. Olaydan bir süre sonra, Humeyni’ye karşı tepki oluşturmak isteyen Şah’ın Savak aracılığı ile bu kundaklamayı planladığı öğrenildiğinde, Şah ve monarşik iktidarın otoritesi önemli ölçüde sarsılmıştır.
    Uzak ve yakın tarihe bakıldığında çoğunlukla otoriter, azlıkla
    demokratik olarak nitelenebilecek pek çok ülkenin benzer örtülü
    provokatif eylemlere başvurdukları ancak bunların tümünün zaman içinde
    aydınlanarak bir bumerang efekti yarattığı görülmektedir.
    Almanya’da Nazilerin iktidara gelişlerinde önemli bir dönemeç
    olan Reichstag’ın kundaklanması , amacı çok daha farklı olsa da Selanik’teAtatürk’ün evinin bombalanması bu konuda akla gelen örnekler arasında sayılabilir.
  • 1908 yılında Büyük Britanya tarafından Kuzistan bölgesinde bulunan petrol, anılan ülkenin bölgeye olan ilgisini arttırmış, İran’ın kaderi
    Rusya- İngiltere arasında 1907 yılında imzalanan ve ‘Büyük Oyun’ olarak da adlandırılan antlaşmaya bırakılmıştır. 1.Dünya Savaşı sırasında İran her ne kadar tarafsız kalmış olsa da, Rusya ve Büyük Britanya tarafından işgal edilmiştir. Bu dönemde İran’ın bütünüyle yabancı devletlerin egemenliğine girdiğini söylemek yanlış olacaktır çünkü her ne kadar ülke işgal altında olsa da Ahmed Şah, Tahran’daki sarayında hükümranlığını sürdürmektedir. 1.Dünya Savaşı sonrası İtilaf devletlerince işgal edilen Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da da Sultan Vahdettin’in
    Yıldız Sarayı’nda Padişah ve Halife sıfatlarını taşımayı sürdürerek ikameti ve tartışmalı da olsa bir hükümetin varlığı komşu bu iki ülkenin yakın tarihlerinde paylaştıkları ilginç bir nokta olmalıdır. İran’la Osmanlılar arasındaki bir başka benzerlik ise her iki ülkenin iki yıl ara ile meşruti
    monarşiye geçmiş olmalarıdır.
  • Yaklaşık 3.500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulmuştur. MÖ 600 ve MS 650 yılları arasında Pers İmparatorluğu’nun resmi dini olmuştur. İranlıların Müslümanlıktan önceki dini olarak bilinmektedir. Zerdüştçülük, tek tanrı olan Ahura Mazda inanışını öğretmektedir; en önemli özelliği, en eski tek tanrılı din olarak kabul edilmesidir. Günümüzde Zerdüştçülüğe dünya çapında inananların sayısının 250,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.Zerdüştiler Batılı kültürlerde sanıldığı gibi
    ateşe tapmazlar. Zerdüştiler dünyada bulunan elementlerin saf olduğuna ve ateşin Tanrının ışığı veya irfanı olduğuna inanırlar.
  • İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi mezhebi olan Şii kollarından İmamilik (İran Anayasası: Madde 12) Şii mezhebinin en büyük ve Zeydilik’ten sonra en ılımlı koludur. Şii kaynaklar bu kolu 6. imam
    Cafer-i Sadık’ın (Cafer es-Sadık b. Muhammed) yolundan gidip radikal
    görüşlerden arınarak sakınan kesim olarak tanımlamışken, Sünni
    kaynaklar ise Zeyd bin Ali’ye sırt çevirenler olarak anmaktadırlar. İmamiliğe
    göre başta Hz. Muhammed olmak üzere her imam (imamet makamı halife
    anlamında) selefi ni atamak sorumluluğuna yetkili ve haizdir. Şiiliğe göre
    Hz. Muhammed de hiç kuşkusuz kendinden sonrası için ehl-i beyt’ten olan Hz. Ali’yi atamıştır. Bu inanca göre Kuran-ı Kerim’de; Allah’ın, imamı
    günahlardan koruduğu, bu nedenle arınmış bir kişi olan imamın yasa oluşturmakta önder olarak tam yetkili olduğu buyurulmuştur.8 Bir başka anlatımla imamın buyruğu, mutlak anlamda itaat edilmesi gerekli Allah’ın
    buyruğudur ve bunlar şeriatın vazgeçilmez bir parçası ve hükmüdür. Sözü edilen yetkilendirmenin nedeni ise Allah’ın Hz. Muhammed’ e ve daha sonra gelen imamlara Şiiler’ i kıyamete kadar koruyacak olan kimi güçler verdiğine olan inançtır. Bu nedenle İmamiyeliğin yol gösterici olan imamı bir
    nevi insan biçimsel yarı Tanrısallık modeli olarak gördüğü söylenebilir.İlk altı imam üzerine İmamilik içinde ayrıştırıcı bir husus
    bulunmamakla birlikte, 7.imamdan başlayarak imamlığın kime
    devredileceği üzerine yapılan tartışmalar İmamiliğin temel iki kola ayrılma- sına neden olmuştur. Buna göre 6.İmam Cafer-i Sadık’ın beş oğlu arasından İsmail’in 7. İmam olduğuna inananlara İsmailiye (Yediciler),
    Musa Kasım’ı imam kabul edenlere ise İsnaaşeriye (On ikiciler) denmiştir,(en yaygını Caferilik’tir). On iki imam inanışına mensup olanlar son imamın kayıp olduğuna (Muhammed el-Mehdi b.Hasan el-Askeri) ve kıyamet yaklaştığında ortaya çıkarak (Mehdi) Şiiler’e önderlik ve koruyuculuk yapacağını kabul ederler. Yukarıda yapılan imam sıralamasında da 12 İmamlı İsnaaşeriye görüşü esas alınmıştır.