Sisifos Söyleni, Albert Camus ‘ nün okuduğum üçüncü kitabı ve okumadan önce kesinlikle “Yabancı” eserini okumanızı öneririm. Çünkü Albert Camus’ nün düşündükleri ve görüşleri hakkında bir fikir sahibi olabileceğinize inanıyorum. Şimdi kitaba gelecek olursak öncelikle isminden başlamak istiyorum. Sisifos, Yunan tanrıları tarafından cezalandırılan biridir. Cezası ise yuvarlak, büyük bir kayayı dağın sivri ucuna ulaştırmak olacaktır. Sisifos taşı o uca her çıkardığında taş tekrar aşağı düşmektedir. Sisifos sürekli bir uğraş içinde taşı yukarı çıkarır ve taş sürekli aşağı düşer. Bir nevi boşuna uğraşıp durur. Albert Camus, kitapta bu hikayeden yola çıkarak yaşamın yaşanmaya değer ya da değmez olduğu sorusuna yanıt veriyor bir nevi. Yaşanmaya değmez ise intihar edildiğini , değer ise başkaldırıp mücadele edileceğini söylüyor. Kitap ağır ve felsefik bir kitap. Bazı yerleri tekrar tekrar okumak zorunda kaldım ve anlatabildiğim kadarıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. Özetlemek gerekirse şunları anlatıyor:
Bıkkınlık makineleşen hayatımızın uyanma aşamasıdır. Bu aşamadan sonra geçmişimizi ve hayatımızı sorgulamaya başlarız. Bunun sonunda ya iyileşme görülür ya da intihar. Belli bir yerden sonra “ Yabancı” romanındaki karakter gibi uyumsuz olmaya başlarız. Bu uyumsuzluğu Raskolnikov( Suç ve Ceza) karakterinde de görürüz.
Uyumsuzluk dünyaya olan çağrımızın yanıtsız kalması sonucu ortaya çıkar. Bu durum mantık dışı sebepler doğurur. Bunun farkına varıldığı zaman ortaya çıkan özlem bizleri mantıklı sonuçlara ulaştırır.
Uyumsuzluk durumunda insan karanlığa düşer ve bu karanlığı aydınlatacak ışık yine insanın kendisidir. Uyumsuz insan umutsuz durumlarda “ Yaşam ne olurdu” sorusundan çok yeni umutsuz duruma ayak uydurmaya çalışır. Aslında bu umutsuzluğu yenecek olan kararlı bir
Kemal Tahir’in okuduğum ikinci kitabı( ilki Kurt Kanunu) ve yine muazzam bir dil ve anlatımla karşı karşıya geldim. Kitabı okurken sanki ben de o olayları yaşamışım da anıları başkasının kaleminden okuyormuşum hissine kapıldım. Anlatım sayesinde sürekli olayların içinde sandım kendimi. Kitaba gelecek olursak, Ertuğrul Beyin son zamanlarını ve Osman Bey’ in başa geçip toprak kazanımlarını anlatıyor. Yiğitlik, cesurluk, ahlak, din ve iman gibi kavramların önemi sık sık vurgulanıyor. Olayları direkt tarihi bilgi ile değil de öyküleştirerek anlatıyor yazar. Özellikle macerası bir handan ( Issız Han) başlayıp sonra yolu Osman Bey ile kesişen Mavro’nun yaşadıklarını soluksuz okudum. Kitabı okuduktan sonra şunu düşündüm: Osman ve Orhan Bey bu kitapta anlatıldığı gibi yiğitlerse sağlam atalarımız varmış :) Daha fazla ipucu vermeden iyi okumalar.