Dolayısıyla, varlığını korumayı arzu eden bir prensin, nerede kötü olacağını ve bundan nasıl istifade edeceğini ya da bunun bir zorunluluk olup olmadığını bilmesi gerekir. Bu yüzden, bir prensle ilgili hayali şeyleri bir yana bırakıp gerçekte olanları ele alarak diyebilirim ki hakkında konuşulan herkes ve özellikle daha fazla söz konusu edildikleri için prensler, kendilerine yergi ya da övgü getiren niteliklerden bazılarına sahiplerdir: Kimi cömert, kimi cimri -misero- (Bir Toscana terimi kullanıyorum çünkü dilimizde avaricious hırsızlıkla sahip olmaya çalışan kişi anlamına gelirken, kendindekini kullanmaktan aşırı derece sakınan kişiye misero deriz.); kimi iyiliksever, kimi haris; kimi acımasız, kimi merhametli; kimi inançsız, kimi inançlı; kimi çekingen ve korkak, kimi cüretkâr ve cesur; kimi hatırşinas, kimi mağrur; kimi şehvet düşkünü, kimi iffetli; kimi saf, kimi hin; kimi zor, kimi uysal; kimi ağırbaşlı, kimi uçarı; kimi dindar, kimi dinsiz vb. olarak bilinir. Kabul edersiniz ki, bir prenste en övgüye değer şeyin, yukarıda iyi görülen niteliklerin hepsine sahip olması olacaktır. Fakat insanın doğası gereği bunların tümüne ne sahip olunabilir ne de tümüne uyulabilir. Bu yüzden prensin zaaflarına yönelik yakınmalar devleti kaybettirme tehlikesine yol açıyorsa onlardan nasıl kaçınacağını ve mümkünse bu tehlikeye yol açmayanları da nasıl muhafaza edeceğini, bu mümkün değilse de onları terk etme konusunda tereddüt etmeyeceğini bilecek kadar sağduyu sahibi olması gerekir. Ayrıca yokluğunda devletin ancak zorlukla elde tutulabileceği yakınmalar konusunda prensin kendini tedirgin hissetmesine gerek yoktur zira her şey etraflıca düşünülecek olursa, erdem gibi görünenin peşinden gitmenin prensin sonunu hazırladığı, kusur gibi görünen bir diğerinin takip edildiğindeyse
"Ey Ademoğlu! Sahip olduğun maldan bir kısmını (infak etmekle) benim katıma emanet et. O mal yanımda yanmaz, sele kapılıp yok olmaz ve çalınmaz. En çok muhtaç olduğun bir zamanda onu sana eksiksiz olarak veririm."