"Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa... Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. İşte o zaman anlarım ki, taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir."
Jacob Riis/ Yiğiter Uluğ
Çağımız onaylanma çağı olduğuna göre, her şeyi açıkça söyleyen bir arkadaşın tercihte öncelik olduğu pek söylenemez. Kimse eksik yanıyla yüzleşmek istemez, hele ki bu eksik yanının birisi tarafından bilinmesi. Bir arkadaş ne kadar çok onaylarsa onun sevgisi de o denli yüce oluyor. Tabii bu onaylanma karşılığında biriken sevgi pek ağır olmadığı için, ilk olumsuz eleştiride o sevgi de uçup gidiyor.
"Pazar nevrozu" , iş haftasının yoğunluğu geride kalıp, içlerindeki boşluk kendini belli ettiğinde hayatlarındaki içeriksizliğin farkına varan insanların durumunu tanımlayan bir depresyon türüdür.
"Artık çok iyi öğrendiğim tek bir şey biliyordum: Sevgi fiziksel bir varlık olarak sevilen kişiden çok daha öteye gidiyordu. En derin anlamını tinsel varlıkta, iç benlikte buluyordu. Onun gerçekten var olup olmadığı, yaşayıp yaşamadığı önemini bir ölçüde yitiriyordu."