📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Güzün yüzündeki hüzünlü karakter kadar kışa meyilli rüzgarlarımız. Açıklara hedef olan, hep karmaşık hayatlarımız, hatıralarımız, sinen umutlarımız, varız dediğimiz yerde yok, hiçiz sandığımız yerlerin mülki amirleri gibiyiz. Avaz avaz sussak da nefesimiz kesilene kadar bağırsak da hayatın misyonu, alışıp gelinen eksiklerin, mutsuzlukların gölgesine kış günü titrercesine kaçmak gibi. Bile bile geçmiş öğretilerin esiri olmak yani. Zamanın eli hangimize değse psikolojimizin o noktasında başlıyor sanki hasar. Zaman ne menem şey. Ne acımasız.
Beş duyusundan birini kaybeden kişinin, o görevi üstlenmek üzere bir başka duyusunun devreye girmesi gibi, bende de sivrilmiş bir hassasiyet, bir sezgi yeteneği gelişti; Ayşe'ye güven ama Fatma'ya güvenme, Ahmet'e kalbini aç, ama Mehmet'ten kaç gibisinden...
Anadolu'nun saati güneştir. Güneş kimsesiz, taşlı yolların üzerinden, gece boyunca sarındığı yün yorganını çekerek uyandırır köylüyü. Onları tarlaya doğru çeker, işe doğru, eziyete doğru çeker. Yolları boş bırakır, meydan güneşe kalır. Taşra sessizliği diye bir şey var, bu sessizliğin içinde tozlu yollar, yıkık dökük ama bir kenarı çiçekli evler ve güneş dolanır sadece. Zaman şehirdeki gibi hızlı akmaz Anadolu'da, yollarda sürünür saatler, saat bir mi, iki mi, üç mü kimsenin işi değildir. Vakit aheste akar. Günlerin geçtiği, ayların değiştiği sadece mahsullerden, yılların geçişi de yüzlerden anlaşılır. Zaman yürür ve insanların yüzleri kırışıklarla dolar.
Bir kurum ne kadar güçlenirse, insanîlikten de o kadar uzaklaşır. Bir devrin enerjisi, içinde acı çeken varlıklarla ölçülür; zaman içinde her başarının ilk özelliği de hayvansılık olduğundan, dini ya da siyasi bir inanış, o enerjinin yarattığı kurbanlarla kendini gösterir.