I. Ahmed döneminde yeniçeri ocağındaki eski kuralları, zamanla ortaya çıkan düzensizlikleri anlatan bir eser kaleme alınmıştır. Adını açıklamayan yazar eserini Avusturya ile 1606 barış konuşmaları sırasında Veziriâzam Derviş Mehmed Paşa zamanında (Haziran 1606-Ekim 1606) yazmaya başladığını kaydeder.
Kavânîn-i Yeniçeriyân'da ocağın düzene kavuşması için şu önlemler ileri sürülür:
1. Babası yeniçeri olmayanı, yeniçeri yapmamalı. Birçok yabancı, rüşvetle ocağa yeniçeri alınmaktadır. Ağa önünde araştırmada, erin babasının adı ve odası sorulur. Yeniçeri ağasının çıraklığı yoluyla ocağa yeniçeri alınması âdeti kaldırılmıştır.
2. Fâtih Sultan Mehmed döneminde ergen yeniçerilerin evlenmelerine izin verilmezdi. İhtiyarlayıp ocaktan ayrılan ve evlenmek isteyen yeniçeriye sultanın izin vermesi şarttır. Ocağa kul-oğulları alınırdı. Şimdilerde [yazar belirtiyor], acemi-oğlanı bile evlenmek istiyor. Yeniçeri ocağını kesinlikle ıslah gerekir. Şimdilerde bir yeniçeri, çorbacıya (subayına) bir armağan verip evlenmesine izin alır. Halbuki bunun için hünkârdan izin gerekir.
3. Yeniçeri ocağına yalnız devşirmeden acemi-oğlan kabul edilmeli; yerli, Türk vesair alınmamalı. Onlar sefere gitmezler, gitseler de iyi savaşmazlar.
Sayfa 143 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Abdullah b. Ayyaş, babasından naklediyor:
Ömer b. Abdülaziz şu şiiri okudu:
"Fâniyle sevinir, çocukça uğraşırsın,
Rüyasında zevklere dalan ergen gibi,
Gündüzün ey aldanmış, gafletle haşır neşir.
Gecen sade uyku, yatağınsa teneşir!
Tadı daim olmayan nimetlere dalarsın.
Oysa böyle dünyada ancak hayvan yetişir!".
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Güvenli hayatımıza rağmen anksiyete yaşıyor olmamızın en önemli nedeni beynin alarm sisteminin nüfusunun yarısının daha ergen yaşlara erişmeden öldüğü bir dünyaya göre ayarlanmış olmasıdır.
O da bir insandı hepimiz gibi... Etten, kemikten yapılmış; göğüs kafesinde çarpan bir yürek, omuzlarının üstünde düşünen bir baş taşıyan, bir insan...
O da çocuk oldu, ergen oldu, delikanlı oldu hepimiz gibi. Sevildi, sevdi... Dağdaki çobanlardan tahttaki hükümdarlara kadar her kişinin yüreğinden gelip geçen esintiler, o ferman dinlemez duygu, o büyük insanın da yaşamında yer aldı...
Ne var ki, Mustafa Kemal'in yüreğinde tutuşan sevgisel duygular, O'nun hudutsuz vatan sevgisinin yanında minimini birer yalım olmaktan öteye gitmedi.