"Her Ölüm Erken Ölümdür"
Bu ileti vesilesiyle sueda reyyan hanıma ve bütün vicdanlı doktorlara selam olsun..


YERİ DOLMAYAN ADAM (Çok Seneler Önce)

Bir arefe günüydü. Sabahtı. Telefon insafsızca çaldı. “Enişten kalp krizi geçirmiş, hastanede.”

Yorgun bir günün sabahına böyle bir telefonla uyanmak. Pek nadir ve pek sarsıcı sabahlardan biriydi.Hastaneye koştum.Yol boyunca iyi düşünüp sakinleşmeye çalışıyordum.

Halam ve çocukları yanındaydı. Evinden çıkmış ve birkaç adım sonra yere yığılmıştı. Önce başka bir hastaneye sonra da buraya getirmişlerdi.
Bitkin,dalgın ve çaresiz bekleyiş, gözler karanlık. Saatler geçiyor, yoğun bakımdan haber yok. Doktorlar kral, bizler kapıkulu. Hastane denilen organizmaya dahil oluyoruz. Bekliyoruz..

Ertesi gün geliyor kasvetli gecenin ardından. Ramazan bayramının birinci günü. Bayram namazına gidiyoruz, dua edip ferahlık umuyoruz. Aklımız ve yüreğimiz hastanede.

İyi bir haber, küçücük bir umut için bekliyoruz. Eşi,kızları,kız kardeşleri. Kadınların derin hüznü yüzlerinde. Zaman bizi umursamıyor,kıskacına aldı. Kıvrandırıyor.

Bir ara bu uğursuz hastanenin uğursuz camından dışarı bakıyorum. Gözüme bir yol tabelası takılıyor. Okla gösterilen yer adına dikkat kesiliyorum. Gardım düşmek üzere. Eğer ölürse diyorum içimden, bu semtteki mezarlıkta yeri hazır. Tabela beynimi kemiriyor. Oraya mı gidecek evine mi? “Yeterrrr!” diye bağırıyorum içimden. Kafamı süratle camdan uzaklaştırıp iyi şeyler düşünmeye çalışıyorum bütün gayretimle.

Bir gün daha geçiyor. Bayramın ikinci günü, hastanede üçüncü gün. Herkesin gözü uzaklara dalmış gidiyor.Çaresizlik öyle sarmış ki ruhlarımızı, uzaklardan gelecek bir haberciyi bekliyoruz sanki, bir umut arıyoruz.

Eniştem uyuyor, yanına yaklaşamıyoruz.Artık orada olduğunu hissedemiyorum. Sanki evine gitmiş ya da başka bir yerlerdeymiş gibi geliyor. Bekliyoruz.

Bayramın üçüncü günü, hastanede dördüncü gün.Doktorlar başından beri, “durumu kritik elimizden geleni yapıyoruz” gibi klasik ama bize bir faydası olmayan cümleler kurup durdular.

O gece sabaha karşı tamamen yumdu gözlerini. Dayanacak gücü kalmamıştı anlaşılan. Bizlerin de gücü tükenmişti, hele ev halkı perişandı. Koca bir dağın gözlerinin önünde paramparça olduğuna şahit olmak dayanılır şey değildi.

Sabah oldu; hastaneden gasılhaneye, oradan camiye ve nihayete kabristana varan kısa yolculuk da tamamlandı.

Geriye hoş bir sada, kulaklarımızda çınlayan neşe dolu bir kahkaha ve gönüllere girmiş bir gönül adamının aziz hatırası kaldı..

Dilan, bir alıntı ekledi.
29 Nis 21:57 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Yine gecedir, dünya yine yorgun, dünya yine uyukluyor, yine erken bir sabah vakti zinde bir şekilde uyanmak için derin uykuya yatacak herkes.

Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 218 - İthaki)Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 218 - İthaki)

Bence de..
Neymiş, sabahları erken uyanmak dinç tutar ömrü uzatırmış.. Her sabah mutsuz uyanan birisinin ömrü uzun olsa nolur?

/İşler Güçler/

Beyza, bir alıntı ekledi.
06 Nis 17:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Uğruna çalışmamız gereken zenginlikler çok farklı. Başkası istediği için değil kendi istediğimiz için erken uyanmak zenginliktir.
En büyük zenginlik; özgürlüktür.

Beyin Nasıl Özgürleşir, Abdullah Reha Nazlı (Sayfa 241)Beyin Nasıl Özgürleşir, Abdullah Reha Nazlı (Sayfa 241)

“— Uyumak şimdi,
uyanmak yüz yıl sonra, sevgilim...
— Hayır,
kendi asrım beni korkutmuyor
ben kaçak değilim.
Asrım sefil,
asrım yüz kızartıcı,
asrım cesur,
büyük
ve kahraman.
Dünyaya erken gelmişim diye
kahretmedim hiçbir zaman.
Ben yirminci asırlıyım
ve bununla övünüyorum.
Bana yeter
yirminci asırda olduğum safta olmak
bizim tarafta olmak
ve dövüşmek yeni bir âlem için...
— Yüz yıl sonra, sevgilim...
— Hayır, her şeye rağmen daha evvel.
Ve ölen ve doğan
ve son gülenleri güzel gülecek olan
yirminci asır
(benim şafak çığlıklarıyla sabaha eren
müthiş gecem),
senin gözlerin gibi, Hatçem,
güneşli olacaktır...”

Esra, Yolda'yı inceledi.
27 Mar 13:42

Öncelikle beni bu güzel kitapla ve yazarla tanıştıran Roquentin ablama teşekkür ediyorum. Kendisi o güzel yüreğiyle her geçen gün mutluluk saçmaya devam ediyor.

Yaşar Kemal gibi büyük bir ustayla tanıştığım ve çokça memnun olduğum bir öykü kitabı oldu.Kitap, Yaşar Kemal'in tüm öykülerinin yer aldığı 'Sarı Sıcak' kitabından alınmış 12 öyküden oluşuyor.

Kitaptaki betimlemeler çok güzel, dil oldukça akıcı ve öyküler bir çırpıda okunuyor. Öykülerin birçoğu Çukurova'da geçiyor, alıp sizi oralara götürüyor. İnsanların çaresizliklerine, açlığına, yokluk içindeki amansız müdalelerine şahit oluyorsunuz. En çok da çocukların çocuk olduklarını unutup, hayatın verdiği bu zorlu müdalede nasıl en önde olduklarını gözler önüne seriyor yazar.

Okurken boğazım düğüm düğüm oldu. Hikayelerin verdiği o acımsı tat uzun süre beynimi meşgul edeceğe benziyor.
Kaybettiğim her kalemin Neriman'ın kalemliğini zenginleştirdiğini düşüneceğim. Nerde beyaz pantolonlu bir çocuk görsem aklıma bundan sonra Mustafa gelecek. Erken uyanmak istemediğim sabahlarda küçük Osman'ın, 'anne uyanmazsam ağzıma biber sür' deyişindeki saflık gelecek. Çıktığım her yolculukta çaresizlik ve yalnızlığın birleştirdiği iki insanı hatırlayacağım. Her saate baktığımda aklıma gelecek ilk kişi Hacı olacak bundan sonra. Ah Muslu! seni hiç hatırlamak istemiyorum, beynimi meşgul etme.

Okuduğum ilk Yaşar Kemal kitabının ben de bıraktığı etkiler bunlar. Demem o ki okuyun, okutturun. Okurken Elif abladan destek almayı unutmayın. Kendisi Yaşar Kemal'in manevi kızı olur.

Her daim sevgiyle ve Yaşar Kemal ile kalın:)

Bu sabah erken uyandım
Hiç uyuyamadım gözüme uyku girmedi
Yorganlar yastıklar sivrisinekler uyumamı istemedi
Yinede senle uyanmak herşeye rağmen
Beni kendime getirdi
Oysa sen burda değilsin bile
Seninle olmak sana dokunmak değilki
Günaydın günaydın sevgilim..
Biliyorum sende kalkınca hemen
Yanında aradın beni
Kahvaltı yapmak istemiyorsan suçlama zeytinleri
Şimdi bende bir çay koydum içiyorum keyifli keyifli
Belki sen burda değilsin bile
Seninle olmak sana dokunmak değilki
Günaydın günaydın sevgilim..

(Pinhani - Günaydın Sevgilim)