Biraz önce söyledikleriniz kulağa hoş geliyor. Ama söyleyin bana: Kuşkucu olduğunuza göre, dekoru duvardan ayırt etmenizi sağlayan bu güveni nereden buluyorsunuz? Alay ettiğiniz bu hayallerin, gerçekten de hayal olduklarından kuşkuya düştüğünüz olmadı mı hiç? Ya
aldanıyorsanız? Ya bunlar gerçek değerlerse ve siz de bu değerleri yıkan bir kişiyseniz?" Sonra ekledi: "Yıkılan bir
değer ve maskesi kaldırılan bir hayal eşit derecede acınasıdır, birbirlerine benzerler, onları karıştırmaktan daha
kolay bir şey yoktur."
Ölmek hiçbir şeydi. El Sordo'nun ne ölümle ilgili bir korkusu, ne de kafasında ölümle ilgili bir görüntü vardı. Ama yaşamak, bir tepenin yamacında rüzgârda salınan bir buğday tarlasıydı. Yaşamak, gökyüzünde dolanan bir atmacaydı. Yaşamak,
tahılın savrulduğu, samanların uçuştuğu harman yerinde,tozlar içinde duran toprak bir testideki suydu. Yaşamak, bacaklarının arasındaki bir attı ve bacaklarından birinin altındaki karabinaydı, bir tepeydi, bir vadiydi, vadinin uzak kıyısında, kenarında tepelerin ötesindeki ağaçların uzandığı bir dereydi.
Morita’nın dediği gibi, “Öfkeliyseniz ve kavga etmek istiyorsanız, harekete geçmeden önce üç gün düşünün. Üç gün
sonra, yoğun kavga etme arzusu kendi kendine geçecektir."