Büyükler olarak sürekli çocuklara bir şeyler anlatmanın zorluğundan bahsederiz. Küçük Prens'i okurken ilk defa küçük olup da büyüklere bir şeyler anlatmanın zorluğunu düşündüm. Sonra aklıma çocukken benim de yaşadığım ve şimdilerde ise çevremde şahit olduğum çocuk-büyük diyalogları geldi.
Hani çocuklar için bir geçiş dönemi var soyut dönem diye adlandırdıkları. Piaget'in zihinsel gelişimin son dönemi olarak nitelendirdiği bu aşama bizim ortaokul dönemlerimize denk geliyor. Ergenlik döneminin başlangıcından itibaren çocukların düşünme biçimleri, yetişkinlere benzer hale gelir. Bu dönemde artık soyut düşünme başlar. Zihinsel işlem yapma yeteneğinin henüz gelişmediği işlem öncesi düşünce ile mantık işletme yoluyla muhakeme yapabilen soyut düşünce arasında bir geçiş dönemi olarak kabul edilebilir. Bizler bu döneme eriştiğimizi matematik öğretmeninin tahtaya sayılar yerine x ve y yazmasıyla anlarız.
Şunu fark ettim ki soyut döneme kadar aslında soyut dönemde yaşıyoruz. Bu döneme geçince işte o zaman somut döneme geçiş yapmış oluyoruz. Büyük bir tezat var. Nasıl ki yetişkin olunca olayları anlamlandırmamız mantık adı altında sayısal veriler ve uzun uzadıya bir kıyaslama sürecinden ibaret oluyor. Oysa çocuklar nasıl da farklı açılardan anlamlandırıyor olayları. Bu sebeple mantık, hayal gücünün katilidir diyorum. Çocuklar ile büyükler arasındaki anlaşmazlık da buradan doğuyor işte. Çocuklar, olayları tüm soyutluğuyla anlatmaya çalışırken, büyükler ise kafasındaki hesap makinesine yerleştirebileceği veriler arar, bulamadığında ise olay onun için anlamsız hâle gelir. Küçük Prens 'te de dediği gibi; Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280,1bin okunma
Çocukluğumdan bu yana kaçıncı okuyuşum olduğunu inanın ben de bilmiyorum. Şeker Portakalı her okuyuşta aynı tadı veren nadir kitaplardan biri benim için. Zeze'nin okumayı öğrenmesi, Minguinho ile tanışması, Portuga ile kurduğu dostluk bağı her seferinde aynı heyecanı yaşatıyor bana.
Kitaptaki ana karakterimiz Zeze, dünyayı ve bunun tabii bir getirisi olarak da acıyı çok erken yaşta keşfeden 5 yaşındaki bir çocuktur. Oldukça yoksul bir ailede yaşamaktadır. Sahip olduğu çoğu güzel şeyi, temiz kalbi ve minik aklının işbirliğiyle oluşturduğu hayal dünyasında barındırmaktadır. Son derece zeki bir çocuk olmasına karşın, bir o kadar da yaramazdır. Bu yüzden başını hep belaya sokar ve aile üyeleri tarafından da dayak atılmak suretiyle cezalandırılır.
José Mauro de Vasconcelos , kitapta küçük ve hassas bir çocuğun olay ve durumlara verdiği tepkileri, son derece gerçekçi bir şekilde okuyucuya aktarmayı başarmış. Çocuk gelişimi ve eğitim psikolojisi açısından bilinç sahibi olmak için ebeveyn olmadan önce her insanın kesinlikle okuması gereken bir eser olduğunu söylemek istiyorum. Çocukların oldukça hassas canlılar olduğu, şefkate ve ilgiye sandığımızdan daha fazla ihtiyaç duyduğu, onlara gerekçesini anlatmadan ceza vermememiz, yaşadığımız kişisel sorunları onlara yansıtmamamız, onları sevdiğimizi her fırsatta söylememiz ve sevgimizi göstermekten çekinmememiz gerektiğini bize ustalıkla anlatmış.
Gerçekçi yaklaşacak olursak, hepimizin kendimizi anlatmak ve ne anladığının ya da vereceği cevabın çok da umrumuzda olmadığı Minguinho'ları var ve biz de birilerinin hayattaki Minguinho'suyuz. Aynı zamanda hepimiz, Mangaratiba tarafından bizden asla koparılmayacak bir Portuga arayışındayız. Kalıcı Portuga'nızı bulmanız dileğimle....
Güzel kitaptı, okuyun, okutun...
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,4bin okunma