Başbuğ Velilerden 33: Manevi Mirasın Altın Zincirinde Bir Yolculuk
Necip Fazıl Kısakürek, Türk edebiyatının ve düşünce âleminin en keskin kalemlerinden biri olarak, sadece şiir ve tiyatro sahnelerinde değil, tasavvufun derin sularında da unutulmaz izler bırakmıştır. Onun kalemi, kelimeleri birer kılıç gibi savururken, aynı zamanda ruhun en kuytu köşelerine sızan bir nur gibi parlar. Başbuğ Velilerden 33 adlı eseri, bu ikiliğin zirvesinde durur: Hem bir tarihî zincirin halkalarını sayan bir kronik, hem de ilâhî emanetin insan kalbine nasıl aktığını fısıldayan bir dua. Yazarın, ezeli kervanların en şerefli kolbaşlarını ele aldığı bu kitap, okuru sıradan bir okuma serüveninden öteye, bir manevi yükselişe davet eder.Kitabın omurgası, "Altun Halka" ya da "Silsile-i Zeheb" olarak bilinen kutsal silsilenin etrafında örülmüştür. Bu silsile, Allah Resulü'ne "Bir" sayısını bahşettikten sonra, mukaddes emaneti O'ndan devralıp çağlara taşıyan otuz üç mana erbabının hikâyesini barındırır.
Hz. Ebu Bekir'den başlayarak, Seyyid Abdülhakim Arvasi'ye uzanan bu zincir, Necip Fazıl'ın deyişiyle, "ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı" bir yapıdır.
Her bir veli, birer başbuğ gibi resmedilir; zira onlar, kainatın ritmini ellerinde tutan, cemiyetin nabzını ilâhî bir ölçüyle atan figürlerdir. Yazar, bu otuz üç ismin hayatlarından süzülen damlaları, kelimelerin sınırlarını zorlayarak aktarır. Anlatım, kuru bir biyografi yığını olmaktan uzaklaşır; aksine, her velinin kerameti, birer manevi fırtına gibi okurun ruhunda eser. Örneğin, silsilenin erken halkalarındaki veliler, İslam'ın doğuş sancılarını taşırken, sonraki kuşaklar, modern çağın karanlıklarına karşı birer kale gibi yükselir.Necip Fazıl'ın üslubu burada, alışılmışın ötesinde