Fazla Uzaklaşmadan Yazmalıyım
Puan vermedi
#Fazlauzaklaşmışolamaz Kevser Hattatoğlu'nun ilk eseri. KESİK, KABUK ve DİKİŞ İZİ isimlerini verdiği bölümlerden mürettep öykü kitabı, neşterini maharetle kullanan eller gibi okuyucusunun şifa bekleyen yaralarına dokunuyor. Kevser Hattatoğlu'nun babalar, anneler ve evlatlardan oluşan rüyalar ve hayallerle örülü dünyasında; gerçekliğini hepimize inandırdığı Handelibe'nin sokaklarında, onun dili kullanmadaki ustalıklı rehberliği eşliğinde dolanıyoruz. Birçok hikâyesine öylesine aşinayız ki aynı zamanda ilk kez onun kaleminde can buluyor gözden kaçırdıklarımız. Yazdıklarıyla ilham kaynağı olmaya, onulmaz yaralara şifa olmaya devam etmesi dileğiyle... İlk öyküsü Ondan Geriye Say. Doğumunda annesiz kalan ve eksik kalan bu yanı hiç dolmayan yalnız bir adamın kalp nakliyle hayata tutunma çabasını okuduğumuz öykü, yaşamın doğum ve ölüm dengesinden ibaret bir gerçeklik olduğunu hatırlatıyor okuyucuya. "Çünkü kendini anlatmak zordur. İnsanlar birkaç etiketle tanımlar seni ve sökmek kolay değildir onları bedeninden." Hangi Elimde öyküsüyle hüznün ve mutluluğun aynı anda yaşandığı hastane koridorlarında dolanmaya devam ediyoruz. "Beklenmeyen bir çocukmuşum ben." diyor Ahmet. Anne ve babanın geç yaşlarda çocuk sahibi olma utancını bir ömür ruhunda taşıyan, babasıyla oynadığı o kısacık hangi elimde oyunlarıyla avunan bir çocuk yetişkin o. Fazla uzaklaşmadan, her an her yerde karşılaşabileceğimiz biri. "Geç kalmış insanların hayatı bir yerden yakalamak için aldığı fazla düşünülmemiş kararlara benzerdi gayreti, küçümsemezdim." dediği satırlarla bütün yoksunluklarına rağmen babayı mazur görmenin, bu toprakların çocuklarına yaraşır bir haslet olduğunu düşünüyoruz. Son Konserve Kavanozu annesini ondan geriye kalan son konserve kavonozunda arayan bir kadının hikâyesi. Mükemmeliyetçi
Edebiyat
Fazla Uzaklaşmış OlamazKevser Hattatoğlu · Şule Yayınları · 202519 okunma
İnsanın kendine yaptığını, başka kimse yapamaz.
6/10
·256 syf.··
2026 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 23:28
Ömer ve Macide' nin romantik ilişkisi üzerinden hemen hemen her konu eleştirilmiş. Sanat, eğitim, kadın-erkek ilişkisi, ekonomi.. Her insanın; hata ve eksikliklerine karşı bahaneleri, sebepleri vardır ve buna "Şeytana Uymak" diye bir kılıf bulunmuştur. Öyle ki ana karakterimiz Ömer; kendini ve insanlığı şu çarpıcı sözlerle eleştirip, uyandırmak istemiştir: "İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. Ben de bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş. Belki herkeste var. Fakat insan olan onu söküp atmasını, yahut boğmasını biliyor. Dokunmadan bırakmak bir gün başını kaldırmasına meydan vermek olur." Tembelliğini, eksikliğini, hatasını inatla görmek istemeyişi ana karakterimiz Ömer'e hayatının aşkını da kaybettirecek ve geçen zamanda otuz yaşında hiçbir şeysiz ve hiçkimsesiz kalacaktır. Kullanılmayan aklın bile işlevini kaybedeceğini, geçen zamanın kıymetini yine şu esef dolu sözlerle anlatıyor: Bir gün, belki 10 sene önce oluyor, bir hocam bana "Zekanı mirasyedi gibi harcıyorsun." demişti. Doğru. Zekamı har vurup harman savurdum ve nihayet iflas ettim hiçbir şeyim kalmadı, ben zekayı radyum gibi bitip tükenmez bir cevher sanıyordum onun insan eliyle yetişip gelişen bir şey olduğunu düşünmüyordum. Ne aşk, ne akıl, ne dost, ne aile ihmale gelmez.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,1bin okunma
Reklam
9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 02:45
Kitap bir taraftan içimi ısıtıp beni nostaljik bir yolculuğa çıkarırken, bir taraftan da hayal kırıklığınına uğrattı! Herhalde çok alışmışım karmaşık, acılı, akıl oyunlarıyla dolu, can yakan, esef uyandıran günümüz ilişkiler ağına ki, o zamanların naif, içten, sevgi dolu ilişkileri bana yavan(!) geldi; hayal kırıklığım o yüzden. Bige Hanım'ın okuduğum bu 3. kitabı da sarıp sarmaladı. Bakalım elimdeki diğer kitabı beni hangi duygu/düşün bugibugisine bindirecek...
Kırk YamaBige Güven Kızılay · İnkılâp Kitabevi · 2025398 okunma
Puan vermedi·127 syf.·
2026 102. kitabı
Böyle zamanlarda, hayatta kalmanın ve hayal kurmaya devam etmenin tek yolu kaçmaktır. Maurice Blanchot Yorulunca dinlenmek için tiyatro okumak,beni ruhen dinlenmis hissettiriyor, izlemek kadar okumakta, ayrı bir keyif, lezzeti var ruhda..Her insanın bir hikayesi olduğu gibi kitaplarin konusu,okura hissettirdiği farklı olsa da farkı fark etmek için okunmalı diye düşünüyorum.. Gelelim kitabimiza Diktatörler Okulu Bu bir tiyatro parçasıdır. Ve buna ait tasarım tam yirmi sene önce­ sine aittir. O zamanlar birçok kimsenin, ki buna bu kitabın yazarı da dahildir, bütün ümitleri daha fakirleşmiş ve fakat edindikleri bir tek deneyden kazançlı çıkmışlardı. Alman örneğinden edindikleri bu deneyde insanların kendi fotoğrafları ile olan benzerliklerini muhafaza ettikleri halde, tanınamayacak bir şekilde değişebildikle­riydi. Bebek elbiseleri giydirilmiş, arka ayakları üzerinde hoplayan terbiye edilmiş köpekler oldukça itici bir görüntü sergilerler. Ama drese edilmiş, onurunu ve vicdanını aport eden, insan gibi giyinmiş bir insan daha da korkunç bir görüntü arzeder ... Ve bütün örnekle-rin inadına yine de burada onun tarifi denendi .. . Bu kitap bir tiyatro parçasıdır. Ve belki de bir satir olarak da algıla­nabilir. Ama satir değil, insanların parça parça olmuş görüntüleri­nin de nasıl ötesine geçebildiklerini gösteriyor, abartmadan. Parça­lanmış görüntüler onun portresidir. Böyle bir eserin alışılagelmiş, müteşekkir rolleri olduğu söylenebilir mi? Hayır. Ya da karakterle­ rin gelişmesi? Hayır. Trajik çatışmalar? Hayır. Buna ve benzerleri­ ne dekadant, arka ayakları üzerinde dans eden bir insan izin vermez. Büyüklük ve günah, acı ve imgelem, bir dramtürjinin asil sim­ gesi hepsi toz toprak içinde. Esef etmek, ama daha önce farkında olmak gerek Keyifle izleyin,okuyun Diktatörler Okulu
Edebiyat sanat senaryo oyun tiyatro
Diktatörler OkuluErich Kästner · Ayna Yayınevi · 19992 okunma
Zoraki bir yaşantının muğlak bir tedirginliği...
8/10
·120 syf.··
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 00:00
Bazen fazla farkındalık yük olurmuş insana. Özellikle de yazarlara atfedilen bir alışkanlıktır bu.Sıradan olsun olmasın her şeye anlam yüklerler.Kötü manada değil söylediğim mesela ressamlar da böyledir çoğunluğa göre normal gelen şeyler onlara anlamlı gelir,resmederler sonra bir bakmışsın herkes o dal parçasına hayranlıkla bakakalır. Peki neden daha önce üstüne basıp geçmiştiniz? Ressam olmasaydı şu anda göklere çıkardığınız belki bir çöp parçasından ibaret(!) olarak kalacaktı...Bazı yazarlar bundan nasibini alırken çoğu anlaşılmaya çalışılmaz bile...Örneğin yazarın anlam yüklediği bazen bir nergis olur bazen bir karga bazen de olur bir çorak arazi... Dersin bunun neresi anlamlı? Yazar der bu açıdan bak.O an anlarsın evet bu sıradan değil. Ama çoğu insan sığdır senin(yazarın) derinliklerine bakmak istemezler. Kolay olan su yüzündeki yanılsamalarla eğlendirirler gönüllerini... Sense yüzyıllardır batık bir geminin içindeki hazine parçalarını onlara göstermekle uğraşan bir dalgıçtan ibaretsindir...Belki de bulduklarını gösteremeden dalgalardan birine kapılacaksındır... Ne esef ki bu kitap da bunu anlatıyor... Yazarın derinliklerine inmeye karar verirseniz neden o alacakaranlıktan çıkamadığını çok net hissedeceksiniz...
Edebiyat
Bir Budalanın YaşamıRyunosuke Akutagava · Sel Yayıncılık · 2023193 okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 12:14
Merhabalar dostlar Bugüne kadar okumadığım için esef duyduğum bir yazardan okuduğum kitapla geldim bugün. Ilk işim diğer kitaplarını da temin edip ,okumak olacak .. Bu öyle bir hikaye ki ;Türkiye den Paris e uzanıyor. Paris'te Geri Döndürme Merkezinde müdür olan Eleanor yarım kalmış bir aşkın gölgesinde yaşayan bir kadın. Tunus'lu bir arkeologla dolu dizgin yaşadığı ilişkisi Arap Baharıyla yarım kalıyor. Ortadogu ülkelerini saran devrim fırtınası, Tunusta da Yasemin Devrimi ile kendini gösterince annesi Fransız, babası Tunuslu olan Julien ,Samir ismi ağır basıp ,her seyi bırakıp Tunus a , devrime gidiyor . Eleanor un da babası Fransız asıllı degil ama o kendini tamamen bir Fransız hissediyor ve ülkesinde yaşayıp, karnını doyurup laf edenlerden nefret ediyor. Geri Döndürme Merkezinde bir adam dikkatini çekiyor. Kimseyle konuşmuyor ve hakkında hiç bir bilgi yok .Suskun-84 adını vermişler ona .Yaptığı hareketler ,gökyüzüne yazı yazıyormuş gibi işaretler çok dikkatini çekiyor ve araştırmaya başlıyor. Üstü başı döküldüğü için onu banyo yaptırırken bir muska görüyor. Muskayı açtığında içinden bir flash bellek çıkıyor ve onu açtığında Suskun-84 ün hayatı açılıyor önünde. Türk asıllı, adı Kenan.Makam Dağı eteklerinde hayali bir yer olan Arkanya'da ,köyde yaşamış. 12 Eylül Askeri darbe sonrası Dogu Anadolunun hali ,toplumsal yapı gözler önüne seriliyor. Kenan'ın hayatındaki en önemli şey kitaplar .Istanbulda çalışan ,solcu abisi Cevdet onu kütüphaneye kaydettirdikten sonra kitap lar giriyor kanına. Her şeyi yazıyor. En büyük amacı Yaşar Kemal'in rafında yanyana durabilecek bir kitap yazmak . Eleanor onu araştırdıkça, hayatını okudukça ona bağlanıyor. Iki suskun kalp ,yarım kalan hikayelerini tamamlamak için bir araya geliyor . Suskunluğu sınırsızlıga dönüştüren,
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,941 okunma
Reklam
Reklam