Tam da İstiklal Harbi'nin ortasında Sakarya muharabesinin arefesinde bir Anadolu köyünde geçen hikayede Yakup Kadri, eski bir Osmanlı subayının ağzından Orta Anadolu yerlisi ile İstanbul Aydını arasındaki yaşamsal,düşünsel, fiziki, manevi ve sosyal dev uçurumu gözler önüne serer.
Bu uçurumun nedenlerini sorgularken de yine kendini ve Aydınları suçlar.
İnanıyorum ki bu roman her ne kadar Anadolu yerlisinden çok aşağılayıcı bir şekilde bahsetse de aslında genç Cumhuriyetin ihtiyacı olan devrimin tam da burdan Anadolu'nun kalbinden bu insanlardan başlaması gerektiğini vurgulayan çözümcü bir gaye gütmektedir.
Her fırsatta Anadolu insanının açlık sefalet ve cehalete mahkum ve kaderiyle başbaşa bırakıldığını bu değişmedikçe kendilerinden beklentilerin asla bir "millet" şuuru olamayacağını anlatmak ister.
Bence durum şu anda da bundan farklı değildir.