Yazarın kimliği hakkında çok bilgi bulunmamaktadır. Sosyal medya hesapları, yok olmakla beraber hayran kitlesinin oluşturduklarından ibarettir.
Gerçek bir hikâyeden esinlenerek yazılan eser, manevi yönden doyurucu. Varlık-yokluk-varlık üçgeninde şekilleniyor. Babasının gitmesiyle birden evin erkeği olan 22 yaşındaki
Aslan’ın zorlu hayat mücadelesi başlar ve bu esnada Allah’a olan inancı onu yükselişe götürür. ‘Veren de Allah, alan da Allah’ bilinci, varken de yokken de aynı karaktere sahip
olmasını sağlar.
Yeni evlenen ablası, askerde olan kardeşi ve dul kalan annesi, hepsinin borcu Aslan’ın omuzlarındadır. Ve “Aslan düşerse ev de düşer”di. Yılmadı, ek işlere girdi. Asıl işinden kovuldu pes etmedi yeni işini kurdu. Borçlar nasıl ödenecek diye düşünürken yatırım yapmaya başlar hale geldi.
Peki bütün bunlar nasıl mümkün oldu?
Tasavvufta buna tevekkül denir. Kul, yapması gerekeni yapar ve Allah’a teslim olur. Aslan da öyle yaptı. Direndi, direncini duadan aldı. Sonum demedi hep yeni baştan başladı.
Annesinin duaları da yolunu şaşırmasına engel oldu. Yalnızım demedi, Allah benimle dedi. Derdim çok demedi Allah büyük dedi. Rabbim bu bu sınavla sınadıysa bana güvendiği içindir dedi. Ne güzel dedi de biz de okuduk.
Ve Aslan, mevsimlerin en güzeli Eylül’ü buldu. Ama bu konuda sürprizi bozmak istemiyorum. Onun tadı okumaktan geçiyor.
Radva aşurun Filistin’in işgali ve sürgünler üzerine olan kitabı okunmaya değer acıyı acıtasyon yapmadan sade bir dille yeri geldiğinde tarih ve isimlerle anlattığı bir romandır baş kahramanı tanturalı kadın olan rukeyya 3 oğlu ve kızının hayatını ele almakta mülteci kamplarındaki dramları gözler önüne sermektedir topraksız ve yurtsuz kalmış ancak asla kimliğini unutmamış bir kadının hikayesi okunması gereken bir eser
Fransa’da yaşayan bir aileye engelli olarak dünyaya gelen bir bebeğin dahil olmasından sonra ailenin yaşadığı değişimi bahçedeki taşların dilinden dinliyoruz.
Göremeyen,konuşamayan,gelişemeyen ve yakında öleceğini bildiğiniz bir bebek.
Yazarın kibar ve nahif anlatımıyla, az kişi ve mekan sayısıyla tek solukta okunacak bir roman.
Kendisi kısa ama sizin üzerinizde bıraktığı etki büyük olan bir eser.
Kitap üç bölümden oluşuyor. Ağabey, kız kardeş ve sonuncu.
Hepsinin iç dünyasında yaşadıkları farklı. Farklı sebeplerden farklı kişilere karşı üzüntü besliyorlar ama hepsinin ortak noktası keder.
Ağabeyde bir insanın bir insana ne kadar bağlanabileceğini, onu kaybettiğinde ise nasıl kendi kabuğuna çekileceğini görüyoruz. Bir daha o acıyı yaşamamak için herkesten uzak durmak.
Abla ise abisiyle arasına girdiğini düşündüğü bebeğe karşı kıskanç. Kıskançlığın “acıma” duygusunu bile gölgeleyebildiği bir karakter.
Ve sonradan hayatlarına dahil olan diğer çocuk “sonuncu”
Ölen bebeğin yapamadığı her şeyi yapan bir bebek. Abisinden görmediği ilginin peşine düşen, kendisinden önce yaşamış bebekle iletişim kurmaya başlayan bir kardeş.
Finalde abisiyle yaşadıkları kitaptaki tek mutlu an olabilir.
Her karakterin ayrı bir hüznü var. Çocuk,abi,abla ve sonuncu. İnsan hangisine üzüleceğine karar veremiyor ama beni en çok etkileyen çocuğun ölümünden sonra abisinin cümlesi oldu.
“Her yere senin izlerini bırakacağım.”
Sıfır Noktasındaki Kadın'ı okurken kendimi yalnızca bir okuyucu gibi değil, Firdevs'in hayatına tanıklık eden biri gibi hissettim. Onun çocukluğundan itibaren maruz kaldığı haksızlıklar ve gördüğü şiddet beni derinden etkiledi. Roman boyunca, kadınların toplumdaki konumunu ve maruz kaldıkları eşitsizlikleri daha yakından sorgulama fırsatı buldum. Firdevs'in yaşadığı acılar karşısında hem üzüldüm hem de onun güçlü duruşuna hayran kaldım.
Bence romanın en etkileyici yönü, Firdevs'in yaşadığı tüm zorluklara rağmen kendi kararlarını alabilme cesaretini göstermesiydi. Toplumun kadınlara biçtiği rolleri kabul etmek yerine kendi yolunu seçmesi, bana özgürlüğün bazen ağır bedeller gerektirdiğini düşündürdü. Yazarın sade ama etkileyici anlatımı sayesinde olayları sanki ben yaşıyormuşum gibi hissettim.
Sonuç olarak Sıfır Noktasındaki Kadın, bende derin izler bırakan eserlerden biri oldu. Romanı bitirdiğimde kadın hakları, adalet ve özgürlük kavramları üzerine uzun süre düşündüm. Bu kitabın yalnızca Firdevs'in hayatını anlatmadığını, aynı zamanda toplumdaki birçok kadının yaşadığı gerçekleri gözler önüne serdiğini düşünüyorum. Bu nedenle herkesin en az bir kez okuması gereken etkileyici bir eser olduğuna inanıyorum.
Agatha Christie’nin Poirot Araştırıyor adlı eseri, ünlü dedektif Hercule Poirot’nun farklı olayları çözmeye çalıştığı kısa hikâyelerden oluşan bir polisiye derlemesidir. Kitap, tek bir büyük olaydan ziyade birden fazla küçük ama zekice kurgulanmış vakayı okuyucuya sunar.
Her hikâyede Poirot’nun keskin gözlem yeteneği ve “küçük gri hücreler” olarak adlandırdığı mantık yürütme gücü ön plana çıkar. Olayların çözümünde şüphe, detay ve insan psikolojisi önemli rol oynar. Bu da kitabı sadece bir polisiye değil, aynı zamanda insan davranışlarını analiz eden bir eser haline getirir.
Hikâyelerin kısa olması, kitabın hızlı okunmasını sağlar. Ancak bazı okuyucular için bu durum, karakter derinliğinin sınırlı kalmasına neden olabilir. Yine de her vaka kendi içinde tatmin edici bir çözümle sonuçlanır ve Poirot’nun zekâsını bir kez daha ortaya koyar.
Genel olarak Poirot Araştırıyor, Agatha Christie’nin anlatım gücünü ve dedektif karakterinin ne kadar ikonik olduğunu gösteren, keyifli ve sürükleyici bir polisiye derlemesidir.
Stoic birinin yazarlık yetenekleri hakkında eser ortaya koymasını doğal görüyorum. Ama Stoicism din üstü bir kavramdır. Medea hanımefendinin Mavi Sakal maceralarının fantezisiyle gölgelenmemeli.