Puan vermedi·280 syf.··
2026 3. kitabı
Bugün bir anne olarak kendimi çok tükenmiş hissettiğim bir gündü. Çocuğumu, arada sırada onun bir diğer ebeveyni olduğunu hatırlayan canım eşime bıraktım (eşimi seviyorum ama bu cümleyi tüm anneler anladı bence) Biraz kendimle kalmaya ihtiyacım vardı; kitabımı kaptığım gibi kendimi doğaya attım. ​Ve tam 14. sayfada bu cümle karşıladı beni: ​"Çocuğun olduğu yerde sessizlik olmaz." ​Bu kitap resmen benimle konuştu! Sizce de bu sihir değil de ne? En derin yalnızlığımızda rehberlik eden kitaplara öyle ihtiyacımız var ki... Bu bölümü bitirdiğinizde, çocuklarınızın hayatınıza kattığı her bir ses için içinizden binlerce kez şükretmek gelecek, eminim. ​ Hadi gelin, birlikte okuyalım! ​Bu kitabı okudunuz mu veya listenize aldınız mı? Bizimle konuşan bu sayfaların içinden kalbinize en çok dokunan cümleleri yorumlara yazın, harika bir anne-baba dayanışması başlatalım. ​Çocuklarımızı büyütürken yalnız olmadığımızı hatırlamaya ihtiyacımız var. İzin verelim kitaplar elimizden tutsun, izin verelim el ele verelim. Hem kendimiz hem de yetiştirdiğimiz nesiller için birlikten kuvvet doğsun! Profilimdeki linkten Instagram'a beklerim. Kitap incelemelerimin görsel ve video içeriklerini Instagram hesabımda paylaşıyorum.
Yaşlı Adam ve Deniz
8/10
·88 syf.··
2026 21. kitabı
2026- 25.kitap Kitabın Adı : Yaşlı Adam ve Deniz Yazarı : Ernest Hemingway Yayınevi : @bilgiyayinevi Türü : Roman Basım Yılı: 2024 Sayfa Sayısı: 86 Sayfa Düşünceler : Ernest Hemingway ( 1899-1961 )ismini duyunca ilk olarak aklımıza 'Silahlara Veda' ve 'Çanlar Kimin için Çalıyor' romanları gelir. Oysa yazarın 1951 yılında yazdığı 'Yaşlı Adam ve Deniz ' kısa romanı 1953 yılında aldığı Pulitzer Ödülünü kazanmış , 1954 yılında kazandığı Nobel Ödülünün de en önemli nedenlerinden birisi olmuştur. Hatta Zülfü Livaneli bu kitaptan esinlenerek ' Balıkçı ve Oğlum ' romanını yazmıştır. Hemingway bu romanın hayatı boyunca yazabileeği en iyi şey olarak belirtir. Bir tanesi 1990 yılında başrolünü Antony Quinn 'in oynadığı olmak üzere üç kere filme uyarlanan eserin 2000 yılında animasyon kısa filmi de Oscar Ödülüne layık görülmüştür. İhtiyar Balıkçı adıyla da bilinen eser Santiago adında yaşlı bir balıkçının oldukça büyük bir kılıçbalığı ile mücadelesi anlatılır. İhtiyar Balıkçının olmasına yakalanan ama ölmeyen kılıçbalığı ihtiyarı sürüklemeye başlar. İhtiyar Balıkçı kılıçbalığının ölmesini beklerken geçmiş hayatıyla da hesaplamaya girer. Balıkçı bir yandan da denizin vahşi doğası ile de mücadeleye girer. Denizi Kutsal bir tarla gibi gören İhtiyar balıkçının tecrübesi O'nu nereye kadar götürebilir ? Köpekbalıkları,açlık,susuzluk gibi pek çok tehlike barındıran denizin içinde tek başına bedensel ve ruhsal varoluşunu sorgulayan balıkçının sonu sizce ne olacak ? Hemingway 'in kendine has üslubu ile gemiciliğe ait terimleri bolca kullandığı bu eseri bir solukta okudum. Jack London deniz öykülerinde daha çok maceraya öncelik verir. Herman Melville 'nin Moby Dick eserinde ise doğanın gücü eşliğinde intikam öyküsü anlatılır. Bu eser ise daha çok denizin insan yaşamı üzerindeki
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kurtuluşa giden yol
Puan vermedi·160 syf.··
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 00:00
Aynı hikâyede 3 farklı kişinin gözünden Atatürk'ü okudunuz mu hiç? Biri Atatürk'ü Atatürk'ün gözünden, biri Atatürk'ün bir askerinin gözünden, diğeri ise bir çocuğun gözünden. Her bölüm sonunda bir sonraki bölüm hakkında bir cümle ile merak canlı tutulurken her bölüm başında da bir iki cümlelik geçmiş bölümden tekrar ile sürekli bir bütünlük sağlanmış. Bu bütünlük çocukların gözünde Atatürk'ün hikâyesini nasıl kalıcı kılar öğretmen arkadaşlarım bilir. Bu kitabı okurken oğlum okuldan geldi, öyle bir coşkuyla kitabı okumalısın dedim ki sen ne zaman bitirirsin diye sordu. Eşime öyle bir anlatmışım ki kitap okumayan adam aslında böyle kitapları ben de okumalıyım dedi. Eşim de dahil kiminle yazar hakkında konuşsam yazarı herkes tanıyor. Bir ben kalmışım bilmeyen. Bir yetişkinin gözüyle Atatürk'e çocukça bir sevgi, bağ oluştururken bir çocuk gözüyle vatan sevgisi, ülke ve vatandaşlık bilinci sağlıyor bu kitap. Varlığın içinde büyümüş çocuklarımıza vatanımızın kurtuluşunun nasıl yoksulluk içinde olduğunu anlatan öyle sayfaları var ki. Daha güzel anlatılamazdı. Müftü Efendiyi, cılız tavuğu, Şükrüye Hemşireyi... hangi birini sayayım? Ve biliyorum ben bu yoruma ne yazsam da kitabın güzelliğini anlatamayacağım. O yüzden lütfen en kısa herkes okusun, okutsun. Ataturk'ü bu kitaptan tanımak her çocuğun hakkı . Sarışın bir kurda benziyordu... Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Sakarya Savaşı, 22 gün 22 gece sürdü. 13 Eylül 1921'de zaferle sonuçlandı. Dünyanın en uzun meydan savaşı olarak tarihe geçti. Atatürk'ün atının adı "Sakarya" idi. Bu at, onun en sevdiği arkadaşıydı. Dünyada, çocuklara bayram armağan eden tek lider Atatürk'tür. Elbise ödünçtü ama, O elbiseyi giyen Yürek, koskoca bir millete ayağa kaldıracak kadar güçlüydü. Sessiz bir odada düşüncelere
Kurtuluşa Giden YolNaim Babüroğlu · İnkılap Kitabevi · 013 okunma
Gerçekleşmeyeceğini Bile Bile Bir Umuda Sarılmak
Puan vermedi·268 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 16:58
Doğan Cüceloğlu’nun dili gerçekten o kadar sade ve o kadar sıcak ki, kitabı okurken ister istemez seni içine çekiyor. Kısa süre önce Aziz Nesin’in Biz Adam Olmayız kitabını okumuştum. Bu kitapta da yazarın verdiği birçok örnekte Aziz Nesin’in gözlemlediği insan tipleriyle tekrar karşılaştım. Aziz Nesin mizahla yüzümüze vururken, Doğan Cüceloğlu empatiyle ve anlayışla anlatmaya çalışıyordu. Bu iki farklı yaklaşımı görünce mizahın ötesinde, insanı ve toplumu okuyabilmenin ne kadar büyük bir yetenek olduğunu bir kez daha düşündüm. Kitap 1979 yılında yazılmış. Okurken aklıma sık sık şu soru geldi: Acaba yazar bugün aynı kitabı yazsaydı bu kadar naif ve iyimser bir yaklaşım sergileyebilir miydi? Dönemin koşullarını bugünküyle kıyaslayınca, bazı noktalarda iyimserliğin fazla ağır bastığını düşünüyorum. Eskiden bir trafik kazasında arabadan inip iki küfür iki yumrukla olay bitebiliyorken, bugün en ufak bir harekette bıçakla, silahla yaralama ve hatta öldürme olayları yaşanabiliyor. Ben de hayatım boyunca iletişimin önemine inanan biri olsam da, artık eşime ve dostuma “trafikte haklı bile olsan dikkatli ol” diyorum. Çünkü öfkenin sınırı kalmadı. Bu kitabı okuyan birçok insan “bunları zaten biliyorum” diyecek. Ben de bildiğim halde keyif alarak okudum. Ama asıl mesele bilmek değil, uygulamak. Birçok insan uyguladığını sanırken bile farkında olmadan tam tersini yapıyor. Bu yüzden bir ara “keşke bu kitap okul müfredatına konabilse” diye düşündüm. Erken yaşta öğretilse çok faydalı olurdu. Sonra kendi kendime gülümsedim. Çünkü bugün elli kişilik bir sınıfta herkes bunları anlayabilir belki ama insanı zamanla başka birine dönüştüren düzenin içinde, buna ne kadar izin verirler emin olamadım. Kitapta değindiği bazı noktalar beni özellikle etkiledi: Bir ülkenin trafik
İnsan İnsanaDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20219,7bin okunma
Sadakat Üzerine Sessiz Bir Sorgulama
Puan vermedi·155 syf.··
2026 10. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 10:16
Bazen bir kitabı elimize alış sebebimiz, doğrudan yaşadığımız bir şey olmuyor. Aldatılan Kadının Kılavuzu da benim için biraz böyleydi. Aldatılmış olduğum için değil; ama günümüzde her şeye bu kadar kolay ulaşılabilmesi, ilişkilerin teknolojiyle birlikte daha kırılgan hâle gelmesi ve insanların birbirine rağmen gizli hayatlar yaşayabilmesi insanı ister istemez düşündürüyor. “Güven” dediğimiz şey artık sadece sevgiyle ölçülmüyor sanki; telefon ekranları, sosyal medya ve görünmeyen mesafeler de işin içine giriyor. Eşime güvenirim elbette, ama insan bazen kendi çağının gerçeklerinden dolayı yine de sorgulamadan edemiyor. Kitap da tam olarak bu huzursuzluğun üzerine kurulmuş gibi hissettirdi bana. İlk bakışta yalnızca bir aldatılma hikâyesi gibi görünse de, aslında insan ilişkilerindeki kırılganlığı, bağımlılığı ve kişinin kendini bir başkasının sevgisi içinde kaybedişini anlatan psikolojik yönü güçlü bir eser. İlhan Uçkan, sade ama etkileyici diliyle özellikle kadınların duygusal dünyasında yaşadığı çelişkileri oldukça gerçekçi aktarmış. En dikkat çekici noktalardan biri, aldatılmanın yalnızca bir “ihanet” değil; insanın kendi değeriyle yüzleşmesine neden olan derin bir kırılma olarak ele alınmasıydı. Karakterlerin iç konuşmaları ve duygu geçişleri oldukça doğal ilerliyor. Bu da okuyucunun kendisini hikâyenin içinde hissetmesini sağlıyor. Eserde yer yer bir psikolog gözlemi hissediliyor. Özellikle toksik ilişkiler, sevgi bağımlılığı ve kadınların çoğu zaman kendi mutluluğunu ikinci plana atması üzerine yapılan tespitler oldukça düşündürücüydü. Kitap yalnızca “aldatılan kadın” temasını anlatmıyor; aynı zamanda insanın kendine duyduğu saygının bir ilişkide ne kadar önemli olduğunu da sorgulatıyor. Genel olarak akıcı, duygusal yoğunluğu yüksek ve modern ilişkiler üzerine
1000 Kitap
Aldatılan Kadının Kılavuzuİlhan Uçkan · Artemis Yayınları · 06 okunma
Sıkı okur olma yolunda...
7/10
·176 syf.·
2026 29. kitabı
Ölüm ve Korku Günleri yazarın okuduğum tek kitabı değil. Anadolu Mektebi bünyesinde yazar okumaları yaparken yazarın en azından beş altı kitabını okudum. Okuduğum kitaplarından bazıları: Yoldaşlar, İhtiyar Savaşçı, Benim Gibi Biri... Buraya direkt olarak Cengiz Dağcı hakkında yazdığım panel metnimi bırakmak istiyorum, zaten okunmayacak... CENGİZ DAĞCI’NIN ESERLERİNDE SAVAŞLAR VE İNSAN PSİKOLOJİSİ “Vatan, yurt, toprak… İnsan, geçmiş, güzel anlar, umut dolu yarınlar… Hepsi benimle, kalbimde, zihnimde, her yerde! Çünkü hepsi birer hayal, bir rüya belki de serap! Ancak kesin olarak bildiğim bir şey var ki bunların hepsi çok uzağımda. Bazen kuruntular, bazen paranoyalar. Bunların gerçekliğine inandığım, gerçek olduğunu sandığım her an; benliğimden koptuğum, ortamdan soyutlandığım, acıdan kaçtığım anlarda saklı… Evime, eşime, çocuklarıma, aileme, hepsinden önce kendime olan özlemimle yanıp tutuşurken hayalden bile olsa onları en azından bir kere görmek istiyorum. İçimde kalmış olduğundan şüpheli olduğum son umut zerrelerimi onların hayaliyle sularken bir nebze de olsa sönen hasret ateşi acımı dindirmeye yetmiyor, biliyorum. Vazgeçmek geçiyor içimden, yaşamamak, devam etmemek… Ama yapamıyorum, yapamam. Zaten pes etmemi isteyen birileri varken onlara istediğini vermek acizlik olur! Devam etmeliyim. Hayaliyle yaşadığım yarınlarım için devam etmeliyim. Memleketim, memleketimin insanları, evim için ve kendim için devam etmeliyim. “ Mesela bu birkaç paragraf Cengiz Dağcı’nın Yoldaşlar kitabını okurken zihnimde dolaşan düşüncelerin doğurduğu birkaç söz sadece… Dağcı’nın yazılarında psikolojik tahliller oldukça geniş yer tutuyor. Elinize aldığınız bir Cengiz Dağcı kitabında öylesine söylenmiş cümleler bulamazsınız. Çünkü hepsinin altında yatan bir anlam gizlidir.
Ölüm ve Korku GünleriCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 2016300 okunma