#JackLondon
#VahşetinÇağrısı
#CanYayınları
Merhaba arkadaşlarım 🪽
Sizlere sadece bir köpeğin hikayesi değil , hepimizin içindeki o bastırılmış fakat asla yok olmayan / olmayacak "özgürlük" arayışının bir yansıması / sembolü olan ,Jack London'un ölümsüz eseri “VAHŞETİN ÇAĞRISI”adlı eser ile geldim..
“Ufalıyor alışkanlığın zincirini, Nicedir beklenen göçebe sıçrama,
Ve uzun süren kış uykusundan,
O vahşi soy açıyor yine gözlerini dünyaya.”
Jack London’ın bu sarsıcı dizeleriyle başlayan yolculuk, insanın konforlu zindanlarından / prangalarından , doğanın sert , acımasız ve bir o kadarda yalın gerçeğine bir kaçış niteliği taşıyor ..
Vahşetin Çağrısı, sadece bir hayvanın dramı değil;
➜ "güç" ve "hayatta kalma" kavramlarının da destandır aynı zamanda..
Hikayemizin kahramanı Buck, ev sıcaklığında, sadakat ve güvenle büyümüş bir dosttur..
Ancak insanın doymak bilmeyen hırsı ve menfaatleri araya girdiğinde; o sıcak yuva, o dostluk ilişkileri, yerini boğazı sıkan zincirlere , sopalara, işkencelere ve nefes kesen buz gibi soğuk kafeslere bırakır.
London ise bunu "Sopa kimin elindeyse, kanunu koyan hâkim de oydu." cümlesiyle insanlığın karanlık yüzünü eleştirilsel bir şekilde destekler..
Hikâyede gördüğümüz , şahit olduğumuz şey ise sadece fiziksel bir şiddet değildir aslında..
Bu, güvenin ihanete, sevginin ise "öğretilmiş bir çaresizliğe" dönüşmesidir aynı zamanda..
Sevgili dostumuz Buck, belli bir kalıba ve de hızaya sokulmak için adına , sözde "eğitmek" dediğimiz ,acımasızca yediği her sopa darbesiyle dünyanın o kadar da masum olmadığını, ayakta kalmak için vahşileşmek gerektiğini iliklerine kadar hisseder..
Kızak köpeklerinin dünyasında hayat, bir avuç yemek ve hayatta kalma mücadelesinden ibarettir, hikâyede..
Hikayemizde bir de Eskimo köpekleri vardır.