Nazan Bekiroğlu’nun elinden çıkan Nar Ağacı, Balkan Harbi’nden I. Dünya Savaşı’na uzanan o çalkantılı dönemde, farklı coğrafyalardan gelen iki insanın yollarının trajik bir şekilde kesişmesini anlatır. Roman, aslında yazarın kendi aile geçmişinden ilham alan modern zamanlardaki bir torunun, büyük dedesi Settarhan ile büyükannesi Zehra’nın izini sürmesiyle başlar. Hikayenin bir ucunda İran’ın Tebriz şehrinde yaşayan, zengin bir halı tüccarının oğlu olan Settarhan vardır. Tebriz’deki siyasi karışıklıklar ve Rus işgali nedeniyle hayatı altüst olan, sevdiği kadını ve yakınlarını kaybeden Settarhan, kalbinde büyük bir acıyla şehri terk etmek zorunda kalır. Tiflis ve Batum üzerinden geçerek nihayetinde Türkiye’ye, Trabzon’a sığınır. Hikayenin diğer ucunda ise Trabzon’un köklü ve muhafazakar bir ailesinin kızı olan Zehra yer alır. Savaşın patlak vermesiyle Zehra’nın ailesi de payına düşen acıları fazlasıyla yaşar; ağabeyleri cepheye gider ve bir daha dönmezler.
Settarhan Trabzon’a gelip yeni bir hayat kurmaya çalışırken Zehra ve ailesiyle tanışır ve bu iki genç arasında zamanla sessiz, derin ve kelimelere dökülmeyen asil bir aşk filizlenir. Ancak savaşın soğuk yüzü Trabzon’a da ulaşır ve Ruslar şehri işgal edince, Zehra’nın ailesi her şeylerini geride bırakıp Anadolu’nun içlerine doğru göç etmek zorunda kalır. Settarhan da bu ölümcül yolculukta onları yalnız bırakmaz. Yol boyunca açlık, hastalık ve sevdiklerinin ölümleriyle sınanan bu insanlar, birbirlerine tutunarak hayatta kalmaya çalışırlar; Settarhan, Zehra’yı ve ailesini canı pahasına korur. Savaş bitip Ruslar çekildiğinde Trabzon’a geri dönerler ancak geride eski zenginliklerinden ve hayatlarından eser kalmamıştır. Her şeyin yıkıldığı bu yeni dünyada Settarhan ve Zehra evlenirler. İki farklı kültürden gelen bu iki