• Essalamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü. Tüm mümin kardeşlerime selam olsun.
  • 183 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstünde Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi


    Ulaş Başar Gezgin


    “Essâlamu Aleyküm!”

    Muhteşem bir halk anlatıları toplaması olan ‘Binbir Gece Masalları’, uzunluğu dikkate alınırsa (Alim Şerif Onaran (1992) çevirisiyle 1. cildi, 66 bin sözcük ve 477 bin vuruş olmak üzere 16 cilt), dilbilimsel ve toplumbilimsel bir içerik çözümlemesi için gereğinden kat kat fazla malzeme sağlıyor. Bu yazıda, bu tür bir içerik çözümlemesi çabası için kısa bir giriş yapmak ya da uzun bir not düşmek amaçlanıyor. Yazının kapsamı, çeşitli nedenlerle, 1. ciltten öteye gitmiyor.

    Öykü içinde öykü kurgusunu başarılı bir biçimde kullanan ‘1001’in temel konusu, kadınların güvenilmezliği ve aldatma eğilimleri. Zaten, Şehriyar’ın hergün bir kızla yatıp onu öldürmesi de, bundan ileri geliyor. Bu açıdan, ‘1001’in kadın düşmanı bir metin olduğu ya da döneminin ataerkil değerlerini birebir yansıttığı söylenebilir. Yapıtta, cinsel ilişkinin ayrıntılı anlatılması, ‘zeb’ (penis) ve ‘ferç’ (vajina) sözcüklerinin sık sık geçmesi ve cinsel organlar için kullanılan ifadeler (gedik, alet, koçbaşı vb.) dikkat çekiyor. Şehvet ve şehvani duygular, çiftleşme, sevişme, gerdek, bekâretin bozulması, harem vb.’ye anlatıda sık sık veriliyor.
    Biraz alıntıyla, bunu örnekleyelim:

    “Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır.” (s.31).

    “Sonra sudan çıkmış ve hamalın kucağına yerleşmiş; ve sırtüstü uzanıp apış arasında yer alan şeyi göstererek "Sevgilim, bunun adım biliyor musun?" diye sormuş. Hamal yanıt vermiş: "Ha! Ha! Genellikle, buna, Günah Bağışlama Evi derler" demiş. Bunu duyan kız, "Yuh! Yuh! Utanmıyor musun, sen?" diye bağırmış. Ve hamalı boynundan tutup tokatlamaya başlamış. O zaman hamal, "Hayır! Hayır! Buna kadının ferci derler" demiş; ama kız "Başka?" diye diretmiş. Hamal da, "Öyleyse, senin yedek parçan!" demiş. Kız diretmiş. "Başka, başka?" diye. O zaman hamal, "Senin eşekarın!" demiş. Bu sözleri duyunca kız, hamalın ensesine öyle fena vurmuş ki, derisi sıyrılmış. Bunun üzerine hamal, "Öyleyse sen söyle adını!" demiş. Kız yanıt vermiş: "Köprülerin kokulu çiçeği." Bunu duyan hamal, "Tamam, Allah selamet versin, ey köprülerin kokulu çiçeği!" diye haykırmış. Bunu izleyerek bardak ve altlığı yine elden ele dolaştırılmış.
    Sonra da ikinci genç kız giysilerini atmış ve kendini suya firlatmış, Aynen kardeşinin yaptıklarını yapmış ve sudan çıkarak kendini hamalın kucağına bırakmış. Orada, parmağıyla apışarasını ve orada yer alan şeyi göstererek hamala sormuş: "Ey gözümün nuru! Bunun adı nedir?" Hamal da "Senin çatlağın!" diye yanıt vermiş. Kız, "Ne çirkin şeyler söylüyor bu çocuk böyle!" diye haykırmış; ve hamala öyle bir tokat atmış ki salon çınlamış. Hamal, "Öyleyse, köprülerin kokulu çiçeği!" demiş. Kız, "Hayır! Hayır!" deyip yeniden ensesine vurmaya başlamış. O zaman hamal sormuş, "İyi ya, nedir bunun adı?" Kız, "Soyulmuş badem" diye yanıt vermiş. Bunun üzerine üçüncü genç kız ayağa kalkmış, soyunmuş ve kendini havuza atarak iki kızkardeşinin yaptığı hareketleri yapmış; sonra yeniden giyinip hamalın bacakları üstüne uzanmış ve ona gizli yerini göstererek, "Bunun adı nedir?" diye sormuş. Bunun üzerine hamal da "Ona şu derler, ona bu derler!" diyerek yanıt vermeye başlamış; sonra da dayağı kessin diye ona sormuş: "Öyleyse adını sen söyle!" diyerek... Kız yanıt vermiş: "Ebû Mansur'un Hanı!" Bunun üzerine hamal ayağa kalkmış, giysilerini çıkarmış ve havuza girmiş, cinsel organı suyun hemen üstünde kalarak, daha önce genç kızların yıkandığı şekilde yıkanmış; sonra havuzdan çıkmış, kendini kapıyı açan kızın kucağına atmış, ayaklarını da çarşıdan dönen kızın kucağına uzatmış. Sonra da, erkeklik organını göstererek, kucağında uzandığı kıza, "Ey efendim, bunun adı nedir?" diye sormuş. Bu sözleri duyan kızlar öylesine gülmüşler ki, sırtüstü düşmüşler ve bağırmışlar, "Senin zebbindir, o!" diye. Hamal, "Hayır!" demiş, O zaman senin aletindir" demişler. Hamal kabul etmemiş, "Hayır efendim!" diyerek her birinin göğsünü çimdiklemiş. Kızlar, şaşarak tekrarlamışlar, "Senin aletindir pekâlâ! Baksana ne kadar kızgın! Zebbindir pekâlâ, hem de ne kadar hareketli!" demişler. Hamal her seferinde başını geriye iterek söylediklerini reddetmiş ve sonra onları öpmüş, ısırmış, çimdiklemiş, kollarında sıkmış; kızlar da kahkahalar fırlatmışlar. Ve sonunda ona sormaktan başka çare bulamamışlar, "Öyleyse adını sen söyle bize!" demişler. Bunun üzerine hamal bir an düşünmüş, apış arasına bakıp göz kırpmış ve, "Hanımlarım, benim zebbim olan bu küçüğün bana söylediği sözler şunlar: 'Benim adım: Köprülerin kokulu çiçeğini koparıp yiyen, soyulmuş badem yemeye bayılan ve Ebû Mansur'un Han'ında dinlenen iğdiş edilmemiş güçlü katırdır'" demiş. (s.105-106)

    “Çünkü bil ki, sen ilk değilsin ve senden önce bize senin gibi çok aygırlar yüklendi. Biz de sana yaptığımız gibi onlara aman vermedik. Yalnız sen, gerçekte, en usta biniciydin: gerek saldırılarından, gerekse genişlik ve uzunluktan yana...” (s.170)

    “"Vallahi! Sevgilim, al beni! Al beni! Kucağına oturt beni!" diye haykırmış. Ve Sitt-ül Hüsn, iç çamaşırlarını tüm olarak çıkardığı için, üzerindeki harmani içinde çırılçıplakmış. "Beni kucağına oturt!" dedikten sonra, giysisini ferci hizasına gelinceye kadar yukarı kaldırmış ve tüm göz kamaştırıcılığı içinde kalçalarını ve ay yuvarlaklığındaki kıçını açığa çıkarmış.” (s.250)

    “Kızın açık kalçalarının arasına diz çöküp Sitt-ül Hüsn'ün bacaklarını ayırmış. Sonra da saldırıya hazır vaziyette bulunan koçbaşlı saldırı gerecini kalenin duvarlarına vurmuş ve bir vuruşta engeli ortadan kaldırmış; ve Bedreddin, incinin delinmemiş olduğunu ve kendisininkinden önce hiçbir koçbaşının buna ulaşmadığını, hatta burnunun ucuyla bile dokunmadığını anlayarak çok sevinmiş. Sonra engelin ardındaki bölgenin de aynı mutlu bekâret durumunu sezinleyerek bundan büyük bir zevkle yararlanmış. Zevkin doruğunda, bu genç bedenin bekâretini giderdikten sonra, koçbaşı, on beş kez daha kesintisiz girip çıkarak aynı zevki tatmış, hiçbir incinme duymadan...” (s.251)

    “Sevgilim, sakin ol! Ben sana kollarımda geçirdiğin, koçbaşının benim gediğime on beş kez girdiği geceden söz ediyorum!” (s.289)

    Yapıtta, Müslümanlık dönemi ekinsel öğeleriyle bundan önceki döneme ait öğeler içiçe. Masallarda, bol bol şarap içiliyor örneğin. Şarap, Halife’ye bile sunuluyor (‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’). Ama aynı zamanda, güneşe tapanların taşa dönüştüğü bir masal da var (‘Birinci Genç Kız Zübeyde’nin Öyküsü’). Bu yönüyle, anlatı, geçiş özellikleri taşıyor.

    Yapıt, zencilerle ilgili ırkçı ve ayrımcı ifadelerle dolu. ‘1001’, kölelik döneminin bir ürünü olarak, sık sık zenci kölelerden ve hizmetçilerden söz ediyor. Bunları, kimi zaman, olumsuz olarak anıyor. Şehriyar’ın ve Şahzaman’ın hanımları da başta olmak üzere birçok kadın, kocalarını, zenci kölelerle aldatıyor (‘Hükümdar Şehriyar ile Kardeşi Hükümdar Şahzaman’ın Öyküsü’). Bu, masallardaki kadınların da erkeklerin de bir takım cinsel takıntılarına bağlanabilir. Aslen Müslüman olanın değil Müslüman olmayanın köle ve cariye yapıldığı İslam toplumunda, Müslüman olanların da köleleştirilmesi/cariyeleştirilmesi sürecini burada gözlemleyebiliyoruz. ‘Vezir Nureddin, Kardeşi Şemseddin ve Hasan Bedreddin’in Öyküsü’ndeki Yahudi dışında, diğer etnik kimlikleri çok nadir olarak görüyoruz.

    Zenci anlatımlarıyla ilgili kimi alıntılar yapalım:

    “Karım bir zencinin yanına girdi. Bu zencinin üst dudağı bir tencere kapağı gibi idi; alt dudağı da tencerenin ta kendisiydi; iki dudağı da o denli aşağı sarkıyordu ki, bunlarla kumlardaki çakılları ayıklayabilirdi.” (s.87)

    “Zenci, "Yalan söylüyorsun, ey alçak karı! Bak, şerefim, zencilerin erkek olarak üstün niteliği ve insan olarak beyazlardan sonsuz üstünlüğümüz üzerine yemin ediyorum ki, bu günden sonra, bir kez daha geç kalırsan, artık senin dostluğunu reddeder ve vücudunu bir daha vücudumun üstüne çekmem! Ey nankör hain! Sen kadınlık arzularını başka yerlerde doyurduğun için geç kalmadın mı yani? Ey pislik, ey beyaz kadınların en aşağılığı!" diye yanıt verdi.” (s.88)

    “Bilmez misin ki zenciler hızla ürer, oysa ruhun tektir ve yerini dolduramazsın!” (s.216)

    - Yapıtın kişilikleri içinde, insan olmayanlar olarak, bolca ifrit, ifride, ecinni ve ecinniye (cin) görüyoruz. Bunların büyük bir bölümünün gayrımüslim ve kötü; küçük bir bölümünün ise, Müslüman ve iyi olduğunu görüyoruz. Ayrıca, masallarda, insanlar, kimi zaman hayvana dönüyor ve şansları varsa yeniden insan biçimine dönebiliyorlar. Bu dönüşler, ya ifrit, ifride, ecinni ve ecinniyeler eliyle ya da büyücü bir kız ya da kadın eliyle gerçekleşiyor. En sık dönüştürülen hayvan, köpek (‘İkinci Şeyhin Öyküsü’, ‘Üçüncü Şeyhin Öyküsü’, ‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’, ‘Birinci Genç Kız Zübeydenin Öyküsü’). Diğerleri, ceylan (‘Tacir ile İfritin Öyküsü’), maymun (‘İkinci Kalenderin Öyküsü’) vb.

    ‘1001’de, kardeşlerin başından geçen olaylar, başlı başlına bir masal oluşturuyor (‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’ ve ‘Vezir Nureddin, Kardeşi Şemseddin ve Hasan Bedreddin’in Öyküsü’). Zaten, açılış öyküsü de, Şehriyar ve kardeşi Şahzaman’ı konu alıyor. Aynısı, Sultan ya da hükümdar ve veziri arasındaki ilişkiler için de geçerli (‘Kral Yunan’ın Veziri ile Hekim Ruyan’ın Öyküsü’ vd.). Kimi masallarda, Sultan’ın Halife oluşu vurgulanıyor (‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’).

    ‘1001’de, adalar ve deniz yolculukları, ayrı bir yer tutuyor. Mıknatıs Dağı, özellikle, dikkate değer (‘Üçüncü Kalenderin Öyküsü’). Olaylar, çoğunlukla, Basra, Bağdat, Mısır ve Şam dörtgeninde geçiyor. Bu yer çeşitliliği, anlatıları hem renklendiriyor hem de daha heyecanlı kılıyor. Anlatılanlarla birlikte, bu dört kentte, sık sık, saraylara, sokaklara ve başka ortamlara giriyoruz.

    Yapıtta, şaşırtıcı olmayacak biçimde, yaşam döngüsünün yapıtaşları olan doğum, düğün, evlilik ve ölümlere çok kez yer veriliyor. Bu anlatılarda, kimi zaman, sandıklar ve develerin yer aldığını görüyoruz. Belki de, en çok dile getirilen kavram, adalet. Şiir ve şiir okumaları, önemli bir yer tutuyor. Sanki operada ya da bir müzikaldeymişiz gibi, kişilikler, karşısındakine şiirle seslenebiliyor. Aslında, masallar, bir karşıtlamı da (paradoks) birlikte getiriyor: ‘1001’e göre, herşey, önceden yazılmıştır; alınyazısından ya da yazgıdan kaçılmaz. Bunu, en çok da, ‘Üçüncü Kalender’in Öyküsü’nde görüyoruz. ‘1001’i okumuş Atlantikli okurların Küçük Asya ve Güneybatı Asya (Ortadoğu) hakkında bol haremli bol cariyeli bir algı edinmesine şaşmamalı. Bu da, herhalde, alnımızın yazısı.

    ‘1001’deki kişilikler, sık sık, "duyduk ve itaat ettik!" (“Semi'na ne ata'na!”) diyorlar. Bu, çevirmene göre, “Müslümanların aldıkları emri yerine getirecekleri anlamındaki saygılı yanıt şekli” (s.25). Yine çevirmen, ilk öyküde, “Essâlamu Aleyküm!”ün anlamını veriyor (“barış içinde yaşam”). Tam bu satırları yazarken, bir ifride, bana “burada dur; daha fazla yazma” diyor; ben de duyuyorum ve itaat ediyorum.


    Kaynak

    Adsız (1992). Binbir gece masalları, Cilt 1 (çev. Alim Şerif Onaran). İstanbul: Afa Yayınları.









    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • Gecenin şerrinden gündüzün rahmetine ulaştıran rabbime hamd-ü senâlar olsun..


    Hayırlı sabahlar😊😊