Yağmur yağmakla yağmamak arasında mütereddit.
Rüzgâr yağsın diye onu mütemadî okşuyor, toprak bağrını açmış, birkaç damla dökülürse hepimiz ferahlayacağız.
Memleket toptan kafayı yemiş, kendini eğlenceye vurmuş.
İyi işte babacığım. Sen de yapsan bir festival.
Sebep?
Bu işin zahirinde bir eğlence var, doğru. Lâkin altında başka şeyler var. Festival asıl onlar için yapılıyor.
Nedir?
İşler açılsın. Alış-veriş olsun. En önemlisi tanıtım. Ardından turizm geliyor. Yatırımlar falan.
Başkan kızına hayranlıkla bakar. Ulan ne iyi ettik de şu kızı okuttuk. Bak ağzından cevahir dökülüyor. Songül:
Daha da önemlisi var.
Şemsettin ve Şadiye birlikte:
Neymiş o?
- Sensin babacığım. Kim yapıyor festivali? İlk defa hem.
Şemsettin Bilen.
"Çamlıpınar Festivali". Vay be!
Bu seni Meclis'e bile taşır babacığım.
Kur'an-ı Kerim'in 106. Suresi ‘Kureyş Suresi’dir. Surenin ilk iki ayeti genelde şöyle tercüme edilir: “ Kureyş´e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için…”Bu ayetin meali hep böyle aklımda kalmış, hiçbir zaman bu kolaylık ve mahiyeti hakkında yani orijinal hâli olan “ilâf ” kelimesi üzerinde durmamıştım.
İslam âlimleri Kureyş suresinin girişini anlayabilmek için ondan önce gelen surede zikredilen olaya ve Bakara suresinde geçen Hz. İbrahim’in duasına dikkat çekmişlerdir. Sure, Fil Olayı’nı anlatan sureden yani Fil suresinden sonra gelir. Burada iki surenin bir bağlantısı vardır. Burada âlemlere Kâbe’nin, Kâbe’nin sahibinin yanında ne kadar değerli olduğunun mesajı verilirken Kureyş’e özel hatırlatmada bulunulur. Zira Fil Hadisesi Kureyş için özel bir anlam ve önem oluşturan birçok hadiselere sebebiyet vermiştir ki bu da Kureyş’in gelecekteki o özel konumu ve oradan neşet edecek "Kutlu Nebi" için bir hazırlıktı.
Fil vakası Kureyş için bir dönüm noktasıdır. İşte tam burada surenin anahtar kelimesi ortaya çıkar: "İLÂF" Genelde “alışkanlık, alıştırma, ünsiyet” gibi sözlük anlamlarıyla çeviri yapılır ve ayet tercüme edilir ama buradaki anlamı çok daha özeldir bu kelimenin. Çok daha derin.
Kaynaklar der ki bu zamanla oluşan bir alışkanlık anlamı değildir. Arapların “tallif” dedikleri şeyden farklı bir bağlamı vardır bu kelimenin.
Yani alışma, alıştırma anlamı dışında bir anlam söz konusudur bu bağlamda.
Kur'an bazı kelimelerin, sözlük anlamının dışında, bazı özel (ıstılahî) anlamlar yüklenmesini sağlamıştır.
Hikmet, şehit,
Aytmatov'un ilk eserlerinden. SSCB nin ve Stalinin demir yumruk ve yoğun baskı altında yönettiği yıllarda yazılmış.
Eser 2. Dünya savaşı yıllarındaki genç ve daha 6 aylık evli bir kadının kocasının zorla askere alınıp cepheye gönderilmesini anlatan hüzünlü bir eser.
Aytmatov'un bu eserde SSCB ye kafa tutacak sembolik dili kullanmamış. Bu iki sebepten olabilir
Ya çok baskı altında olduğu bir dönem (1957)
Ya da kariyerinde yükselmeyi tehlikeye atmak istememiş.
SSCB ye bağlılığı alttan ama zayıf olarak işlerken bu baskıyı hissediyorsunuz. Zira nakil sırasında eşine ulaşıp dağlarda saklanan koca, vatan haini olarak görülüyor.
Ama alttan alttan savaşın saçmalığı ve alakaları olmadıkları bir savaş yüzünden yaşananları deşifre etmekten geri kalmıyor.
Aytmatov burda kurnaz davranmış. Kadının kocasını kaçtığı için değil ama komşunun tek geçim kaynağı ineğini çaldığı için mahkum etmiştir.
Aytmatov duygusallığı yine güzel vermiş. Kadının iç dünyasında yaşananları o sembolik anlatımıyla mükemmel vermiş.
Ama klasik Aytmatov tekniği olan Kırgız yerli hikayeleri bu eserde yok.