Sevmek Yetmediğinde
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 05:34
Iza’nın Şarkısı, anne-kız ilişkisini en sarsıcı ve en gerçekçi biçimde anlatan romanlardan biri. Kitabın merkezinde, eşini kaybettikten sonra yalnız kalan Etelka ile onu yanına alarak korumak isteyen doktor kızı Iza bulunur. Ancak sevgi her zaman yakınlık getirmez; bazen en büyük mesafeler, birbirini seven insanlar arasında oluşur. Magda Szabó bu romanda kötülüğü değil, iyi niyetin bazen nasıl incitici olabileceğini anlatıyor. Iza annesi için en doğrusunu yaptığını düşünürken, Etelka yavaş yavaş geçmişinden, alışkanlıklarından ve kimliğinden koparılır. Roman boyunca okur, iki tarafı da haklı bulur; bu yüzden yaşanan çatışmalar daha da acı verici hale gelir. Yazarın dili sade ama duygusal etkisi çok güçlü. Özellikle yaşlılık, yalnızlık, kuşak farkı ve empati eksikliği üzerine yaptığı gözlemler uzun süre akılda kalıyor. Romanın en çarpıcı yanı, karakterlerin birbirlerini sevmelerine rağmen birbirlerini anlayamamaları. Bu nedenle kitap, okuru kendi ilişkilerini ve sevdiklerine nasıl davrandığını sorgulamaya davet ediyor. Benim için Iza’nın Şarkısı, yüksek sesle söylenmeyen kırgınlıkların romanı. Sayfalar ilerledikçe insan, bazen sevginin yetmediğini; anlayışın, dinlemenin ve karşımızdakinin dünyasına gerçekten bakabilmenin de gerekli olduğunu görüyor. Hüzünlü ama çok insani bir hikâye. Kitabı bitirdiğinizde karakterler aklınızdan kolay kolay çıkmıyor. Iza’nın Şarkısında toprak, su, ateş ve hava doğrudan bir alegori olarak sunulmasa da, romanın temalarıyla ilişkilendirildiğinde güçlü sembolik anlamlar taşırlar: * Toprak: Etelka’yı temsil eder. Kökleri, geçmişi, alışkanlıkları ve aidiyet duygusunu simgeler. Eşinin ölümünden sonra bile yaşadığı ev ve anıları onun kimliğinin bir parçasıdır. Topraktan koparılması, kendi benliğinden uzaklaştırılması anlamına gelir. * Su:
1000Kitap
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2026 133. kitabı
Kendi klasiklerimizi de okuyalım düşüncesi ile okuma listemin arasına serpiştirdiğim kitaplardan biri bu güzel eser. Tanzimat dönemi edebiyatı olarak etiketlenmiş. Karşımda sanki bir meddah varmış ve bana güzel bir hikaye anlatıyormuş gibi hissettirdi. Derin psikolojik tahliller, şaşırtıcı bir kurgu beklememek lazım Zaten edebiyatımızın roman türünün henüz ilk eserlerinden biri. Daha çok masalsı bir tarafı var. Sanırım döneminin özelliği bu. Batılılaşmanın nasıl olması ya da nasıl olmaması gerektiğini anlatıyor. Eserde iki zıt katakter var. Eflatun, zengin bir mirasyedi, tembel, hovarda, elindekinin kıymetini bilmeyen, birçok erdemden yoksun, kendi köklerinden ve geleneklerinden utanan, eğitimine önem vermemesine karşın yabancı kelime süslü konuşmaları ile bilgiçlik taslayan biri ve yazarın gözünde yanlış batılılaşmanın temsilcisi. Rakım ise çalışkan, dürüst, vefalı, imkansızlıklarına rağmen kendini eğitmiş, geleneklerine sıkı sıkı bağlı ancak batı kültürünede son derece hakim, Eflatunun tam zıttı bir karakterdir. Ama eser bu ikilinin beraber macerasını konu edinen bir yapıda değil. Büyük kısmı Rakım 'ın güzellemesi üzerine ve arada bir Eflatun ne yapıyor diye dudak bükülerek göz atma şeklinde ilerliyor. Tabi eserin masalsı ilerleyişinde Eflatun rezilliklerden rezilliklere düşerken, Rakım neye el atsa başarılı olur, her işi rast gider, huzurludur, mutludur, çok zengin olmasa da para bir şekilde onu bulur, ev hayatında kıskanılacak derecede huzurludur, tüm kadınlar onun peşindedir, ona hayrandır. Gözde bir levanten ona metres olabilmek için yanar tutuşur ve emeline ulaşır, ders verdiği iki İngiliz gençkızdan biri onun aşkından verem olur, diğeri Mısır'a kaçar umutsuz sevdasından. Borç ile aldığı kelepir cariyesi zamanla bir huriye dönüşür ve efendisini tapar derecede
Felatun Bey ile Rakım EfendiAhmet Mithat Efendi · Dergah Yayınları · 201428,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2026 13. kitabı
Geçmişe özlem ve yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayatın sızısı,kendisine ölçüp biçilip giydirilen hayatın içinde sıkışmışlık,solmuş bir elbise metaforu ile işlenirken ilk öykü olan Soluk Sarı Elbise içime işleyen bir öykü oldu.Öykünün sonunda okunan salâ,mahallenin bakkalının salâsı iken aynı zamanda geçmişin, öykü karakteri Sinan’ın ve Müjgan’ın yaşanmamış yıllarının da bir salâsıdır. Genel olarak anlar içindeki duyguları,katmanlı olayların bir noktasını,odağını ve bir kesiti yalın bir dille anlatan öykülere sahip kitabın ikinci öyküsü ise Dilsiz Kırlent’tir.Öykünün diline adeta nesneler eşlik eder.Nesnelerin karakterlerle özdeşen varlıkları,kokuları vb ninimalist bir anlatıma sunulmuştur.İki kadının ağrısını,sızısını anlatan ve özlemek üzerine kurulu olan bu öykü,ilk öyküye de bir selam verir. Gençliğin Ertesi...Gençken beklediği beyaz atlı prens ile gerçekler çarpışırken İsmet,gerçeği gençliğinin ertesinde, olgunluk döneminin başlarında kavrar.”Beni okutun” dediğinde, “mutsuzum”diye haykırdığında kendisini dinleyen tek bir kişiyi bulamamış olan İsmet,boşanma kararı aldığında artık koca bir kadındır ama ataerkil düzen,kadın üzerinde o sessiz şiddetini çoktan kurmuştur.Yer yer bilinç akışı,yer yer de geriye dönüş teknikleriyleil anlatılan öykünün en etkileyici yanı,acının,karakterin kişilik özelliği olan “deli kız” üslubu ile aktarılmasıdır.Öykünün finali de bu bağlamda hayli absürttür.Bir gençlik illüzyonunun kaybı,sevgisiz hayatın peşin ödenen bedeli,ve gitgide artan hayal kırıklıkları,içe işleyen bir dille anlatılır. Genel olarak ölüm ve ölenin ardında kalanlar üzerine yazılan öykülerden biri olan Ada Rüyası, şiirsel bir anlatıma sahiptir.Doğrusal ilerlemeyen bu öykü tıpkı rüyalar gibi;atlamalı,sıçramalı, imgeseldir.Öykü boyunca sesler,renkler,kokular birbirine
Kelebek ÇalısıAslı Sökmen Gediz · Potkal Kitap Yayınları · 20262 okunma
Puan vermedi
Bazen bir hikaye sadece bir efsaneyi anlatmaz. İnsanların yıllardır korkuyla anlattığı bir varlığın ardında bıraktığı acıları,nesiller boyunca devam eden korkuları ve geçmişin hiçbir zaman tamamen geride kalmadığını anlatır. Albastı Gecesi – Hasan Erimez Kitap daha ilk sayfalarda okuyucuyu oldukça sert bir olayla karşılıyor.Hamile bir kadının korkunç ölümüyle başlayan hikaye yıllardır sadece bir efsane olarak anlatılan Albastı'nın yeniden hatırlanmasına neden oluyor.O andan itibaren obanın üzerine çöken korku hiç eksilmiyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen yaşananların etkisi kaybolmuyor.İnsanlar hayatlarına devam etmeye çalışırken geçmişte yaşanan olaylar yeniden gün yüzüne çıkmaya başlıyor.Özellikle yeni bir doğumun yaklaşmasıyla birlikte eski korkular tekrar ortaya çıkıyor ve herkes yıllardır unutulduğunu düşündüğü olaylarla yeniden yüzleşmek zorunda kalıyor. Hikaye ilerledikçe yalnızca Albastı'nın peşinde bıraktığı korkuyu değil insanların kayıplarla nasıl yaşadığını, sevdiklerini korumak için neleri göze alabildiğini ve geçmişten kaçmanın her zaman mümkün olmadığını da görüyoruz.Ortaya çıkan her yeni gerçek yaşananların sanıldığından çok daha büyük olduğunu gösteriyor. Daha önce yazarımızın Destanlar serisini okuduğum için kitaba başlarken beklentim yüksekti.Açıkçası bu kitapta da Türk mitolojisini hikayenin içine başarılı bir şekilde yerleştirdiğini düşünüyorum.Albastı efsanesi,Umay Ana,kamlar,kut inancı ve eski Türk inanışları hikayeye farklı bir atmosfer katmış.Gerilim unsurlarıyla birleşince ortaya sürükleyici bir hikaye çıkmış. Hazırsanız... Bir ölümle başlayan,yıllar boyunca unutulmayan korkuların ve geçmişten gelen karanlığın hikayesine yaklaşabiliriz... Çünkü bazen insanı en çok korkutan şey bir efsane değildir...Onun gerçekten var olabileceği
Uğursuz Rivayetler (10 Kitap Takım)Kolektif · Ötüken Neşriyat · 20262 okunma
7/10
·250 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:04
#KitapYorum #TekBaşına #VolkanSönmez #DokuzYayınları #Roman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Dokuz Yayınları'ndan çıkan, Volkan Sönmez’e ait, "TEK BAŞINA" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Bazı kitaplar ağrı kesici gibidir. Hani mental olarak yorgun, canınız hiçbirşey çekmediğinde, ayaktasınız ama beyniniz uyuşuk, aklınız milyon km. hızla galaksiden çıkmış Venüs'e ev kuracak bir uçuklukta uçmuşsa, kalbiniz yaşam sınırları kıvamındaysa, zorla işe güce sardıysanız, değişken zatı muhterem havalar da "yat kalkma" modunu telkin etmişse, hangi kitapla nişanlansak diyorsanız işte karşınızda "TEK BAŞINA" sahnede. Bir buyur gel hizzasında, el ediyor karşı şeritte. Yani anlayacağınız yanınızdan ayırmadan her boşlukta bu kitapla sarmaş dolaş olacağınız garanti. En azından ben hayatlar sanayi, hayâller Hawai halleri etiketi ile dolaşırken, ne yesem, ne içsem, hangi kitap beynimde atık depo kirleri temizler, bi de güzel kese atar, mis gibi güne güneş gibi güller açar yanaklarımda derken bu kitapla hemhal oldum. O ağır kanlılık gitti, olimpik havuzdan çıkmış yüzücüye döndüm desem yeri. Okuma hızım düzeldi, performansım yenilendi. Artık ağır, ağdalı, anlaktan azade ne kadar cümle kitap varsa hepsini bohçaladım memleketine yolladım. Efendim bendeki haleti ruhiye bu hallerdeydi. Şimdi konu penceresi'nden bakalım, orada havalar nasıl?!.. Hayatını dürüstlük, sevgi ve erdem üzerine kuran Okan, bir anda kendisini her şeyini kaybetmiş halde bulur. İşinden kovulur, eşinden ayrılır. Güvenli limanlarını yitiren kahramanımız, modern dünyanın acımasız gerçekleriyle yüzleşirken hem geçmişiyle hem de kendi benliğiyle hesaplaşmak zorunda kalır. Büyük mücadeleler verir. Maddi ve manevi tüm kalelerini kaybeden Okan, erdemsizliğin prim yaptığı vahşi dünyada tamamen "tek başına" kalır.
Tek BaşınaVolkan Sönmez · 2022700 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Reklam
Reklam