Evcimenkalem

Evcimenkalem
@evcimenkalem
Bibliyofil bir filolog ve çizgiromansever
Doktora
İstanbul
216 okur puanı
Aralık 2023 tarihinde katıldı
8/10
·144 syf.··
2025 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2025 09:24
İkinci sessiz kitap deneyimim olan Arkadaşım Toby, kapaktaki başlık fontu nedeniyle çocuk kitabı gibi görünse de her yaşa hitap eden güzel bir çizgi roman. Üçlü sıra panellerle düzenlenmiş, sulu boya tarzı taşıyan başarılı bir görselliğe sahip. Bir köpeğin gözünden kendi dünyasının resmedildiği basit bir olay örgüsü var ancak köpek ve insan ilişkisini göstermesi açısından oldukça anlamlı. Sahibi farkında olmasa da ona ilham veren, hayatına yön veren Tobby için varsa yoksa yürümek, keşfetmek ve sahibine duyduğu koşulsuz sevgi. Çizimlerden Tobby'nin çocuk ruhlu olduğunu da anlıyoruz. Bilhassa hayatının yemek, oynamak, kendi alanını belirlemek, kösnemek dörtgeninde ilerlemesi yaşayışının basitliğinı göstermeye yeter. Ayrıca köpeğin tuvalet alışkanlığının sebebi de daha iyi anlatılmazdı, kurguya güzel bir mizahi ton katmış.
Edebiyat
Arkadaşım TobyGregory Panaccione · Desen Yayınlar · 202224 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Avrupa aydınının hazin kaderi
Puan vermedi·88 syf.··
2025 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2025 12:34
Sayfa sayısının azlığına rağmen eser miktarından fazla Hristiyanlık inancı, Aydınlanma Çağı ve devrimci hareketlere dair hap bilgi ve bunların yoğun eleştirisini içeren bu kitap, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı hayal kırıklığını yansıtan tipik bir kurgu. Doğruların didiklenip elendiği ve asrın yıkıcı şartlarını yansıtan yeni bir doğrunun inşa edilme süreci olarak kabul edebileceğimiz Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın, fanteziye mahkum edilmiş sanatçının trajedisini de tahkiye ediyor. Postmodernist edebiyattan aşina olduğumuz parodinin dinî kıssa formuyla güçlü bir şekilde görülmesi de ellerinden hiçbir şey gelmeyen 20. yüzyıl sanatçısının bu trajedisini destekler nitelikte. Kurgu, 1940’larda yaşayan başkahraman Nuh Lammock’ın Tanrı tarafından ikinci bir tufanda gemi inşası için vazifelendirilmesini konu ediniyor. Ancak, sorgulama yönü oldukça kuvvetli olan Lammock’ın Kitab-ı Mukaddes’teki bilgilerden yola çıkarak ilk tufanı tahlil edip benzer şartları kabul etmeyeceğini söylemesi ile farklı bir evreye girer. !!Heveskaçıran içerir: Nuh Lammock, klasik bir İngiliz aydınıdır. Hatta bir yerde Tanrı, ona “Kendini gizleme konusunda Francis Bacon denen adam kadar kötüsün.” deyip onun Wells’in ta kendisi olduğunu söyler. Bu ve birkaç diyalogdan anlaşıldığı üzere yazarın kimliğini saklamak gibi bir derdi de yoktur. Dert birdir: “İnsanlık kendi başına büyük yıkımlar getirmektedir. Bunun çaresi nedir?” Kahraman, Tanrı’nın yapıp ettiklerini mantıksal imbikten geçirip eleştiriyor, şartlar koyuyor yahut bir alternatifle reddediyor ve böylece onun getirdiği gemi inşa etme fikrini makul bulmakla birlikte onun kendisini reddediyor. Bu Tanrı’nın Kadir-i Mutlak olmadığını, tıpkı bir eski Yunan tanrısı kadar zaaflarla dolu olduğunu belirtmekte fayda var. Nitekim ihtiyar bir adam olarak
Edebiyat
Ağrı Dağı Yolcusu KalmasınH. G. Wells · İthaki Yayınları · 2019853 okunma
Hain terk edişlerin dönüşü
Puan vermedi·88 syf.··
2025 23. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2025 21:04
“Bir zamanlar zamanın bittiği resimli bir öykü düşünmüştüm. Ölümün pençesine düşmüş bir adamın öyküsüydü. Ya da isterseniz gelecekteki bir Crusoe’nun öyküsüydü, diyelim, ailesinin, arkadaşlarının ortasında deniz kazası geçirmiş, denizde mahsur kalmış bir Crusoe değil, yılların ortasında mahsur kalmış bir Crusoe. (55. syf.)” Dönüş’ü özetleyen bu berceste pasaj şiirselliğinin yanında karşılaştırmalı edebiyat imkânı sunduğu için epey hoşuma gitti. Pek sevdiğim Robinson Crusoe’nun kendi hayallerini gerçekleştirme uğruna büyük badireler atlattığı bilinen bir gerçek. Kişinin bu uğurda yolunu çizmesinde bir kabahat yok. En azından ıssız adada mahsur kaldıktan sonra Crusoe’nun sıla hasreti de çektiği ve mahkûmiyetten kurtulma gayreti herkesçe malum. Ancak memleketinden kaçan Nestor Fabris’in serüveni bir kaçış ve yüz üstü bırakma hikâyesinden ibâret. Pek sevdiği Marta’nın oğlunun ricasıyla onlarca sene sonra memleket saydığı Roma’dan reddimemleket eylediği ülkeye dönüşü bir zaman kırılmasını andırıyor. Öyle bir kırılma ki Zamanın Uçurumu’ndaki (#266168418) Nathaniel Wingate Peaslee’nin 1908’deki beden işgaliyle kaybettiği son beş senesinin ardından 1913’te uyandığında, işgalden birkaç milisaniye evvel söylemekte olduğu söze devam etmesi gibi acayip bir durum söz konusu. Ancak gerçeğin yitip hayalin başladığı çizgi bulanık olduğu için okurun da tıpkı Fabris gibi vuku bulanı kavrama gücü gerilebiliyor. Yine de çeşitli anlam katmanlarına sahip olan kurgu kendini okutacak hafiflikte bir olay örgüsü üzerinden ilerliyor. !!Heveskaçıran içerir: Hayali fark ettiğimiz satırlarda, çağımız edebiyatının önemli bir kısmını oluşturan kimlik bunalımı ve yabancılaşma temalarının farkına varılıyor. Fabris’in üzerine sünger çektiği mazisi, parçası olduğu hakikat; geçmişin özneleriyle
Edebiyat
DönüşAlberto Manguel · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018337 okunma
Halley'in kuyruğuna tutunan İstanbullular
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2025 22. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2025 20:22
1900'lerin ilk çeyreğindeki erkeklik ve kadınlık kavramları açısından feminist eleştiriye beşi bir yerde kıymetinde bir hazine sunan bu kurgu, yazarın yazma sanatı açısından hayranlık uyandıran maharetinin bir semeresi ve haikaten okunmayı hak eden bir eser. Dahası; ilgilisine, İstanbul'un kendisine mahsus kültürünü, dönem ağzını ve gündemlerini takip etmek için oldukça verimli malzeme de sağlıyor. Baştan sona kadın-erkek eşitsizliği sorununu kurgunun merkezine koyan yazar, hicivci üslubuyla ulaşabildiği diğer tüm dönem aktörlerine oklarını yönelterek memleketinin bir resmini de çizmektedir: Komşu hanımların dedikodusuyla salgınlaşan korku, geleneksel hanımların genç kızların hiçbir şeyini beğenmeyip iftiraya varmaları, tahsil görmüşün kibri ve faydasızlığı, zengin-fakir sınıfı arasındaki uçurum, dinî hükümleri kullananlar, belediye hizmetlerinin berbatlığı, yanlış batılılaşma vb. Üstelik bunlar metne öyle güzel yedirilmiş ki çok zaman gözden bile kaçabilir. Belki de eser, bir Meşrutiyet devri ürünü olsa da bu kıyıda köşede bahsetmeler, çok değil daha birkaç sene evvel hafiyelerle başı fena hâlde derde giren çağdaşlarının akıbetinden kaçınma içgüdüsünün neticesidir. Yine de, yazarın, malzeme konusunda oldukça cüretkâr davrandığını söylemek gerek. Kurgu, İstanbul'un o tariheki gerçek gündemi olan Halley kuyruklu yıldızından yola çıkarak yapılan konferans ve ortaya çıkan mektuplaşmalar üzerine inşa edilmiş. Konferans kısmı, İrfan Galib'in tahsilinin bir kutsama ayini olduğu kadar kadınlardan nefret etmesinin altında yatan sebebin bir intikamıdır. İstanbullu hanımların cehalete dayanan korkularını istismar etmenin bir aracıdır. Mektuplaşmalar ise aradığı tipteki kadının ruhu üzerinde yarattığı gerilimleri vermektedir. Bu iki unsurun ortak noktası ise kahramanların
Edebiyat
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
Tanrıyla aldatıp evlat yedirenler
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2025 16:25
Kitabın hemen her sayfasına sirayet eden dini eleştiriden yola çıkarak tüm kurguyu; Tanrı’nın koyduğu sınırların çiğnenmesine verilmiş bir ilahi yanıt biçiminde okumak mümkün. Strasbourg halkının çeşit çeşit salgın hastalıklarla boğuşurken hem zenginlerin kulübünü andıran belediye hem de açgözlülüğe batmış kilise tarafından açlığa terk edilişiyle ortaya çıkan antropofaji (insan yamyamlığı) anne-evlat sevgisinin mukaddes alanıyla çakışınca helak süreci başlar. Yazar hiç sakınmadan daha ilk sayfalarda; henüz şiddetli fizyolojik ihtiyaçlarına yenilmemiş ancak bunun kıyısında dolaşan genç bir kadının kocasıyla beraber verdiği karar ile 3 aylık bebeğini köprüden fırlatıp ırmakta öldürmesini anlatarak okura soğuk duş aldırmakta. Helakın başlangıcı da Jeu-des-Enfantes Sokağı’nın ehvenişeri olan bu kadının dans etmesiyle başlar. Yeni bir dinî söylemin halk arasında kök salmasını kolaylaştıran en önemli etken şüphe yok ki var olan kurumsal dinin düzeltilemez biçimde yozlaşmasıdır. Yazar, öyküsünün konusunu, 1518’de sahiden de kayıt altına alınmış Strasbourg’daki sebepsiz dans çılgınlığından alıyor ve bunu Reform hareketleri ile birleştirip Protestanlığın ortaya çıkışına mantıklı bir sebep olarak sunuyor, böylece de yeni mezhebe tartışılmaz bir ilahi hale konduruyor. Buna göre Katoliklerin tanrısı bir alacaklı gibidir, vergi verip vermediğine göre cehennem azabı tehdidini kullanmaktadır. Esasında Hz. İsa’nın kuzuları olan halkı kandıran, sömüren ve zenginleştikçe zenginleşen kilise ve manastırlar, korumakla mükellef oldukları kuzuların etleriyle karınlarını doyurmaktadır. Yiyecek bir lokma bulamayan halkın kendi evlatlarını yemesinin sebebi de bu sömürücü dinin ta kendisidir. !! Heveskaçıran içerir: Yazarın, karşı taraf için yer yer küfre varan eleştirilerinin odağındaki
Alıntı
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma