Puan vermedi·192 syf.··
2023 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2023 02:15
Akıcı ve sonunu merak ettiğim bir kitaptı. Can (muhabir-gazeteci) yıllarca yurt dışında mesleğini icra ederken psikolojsi artık gördüklerini kaldıramıyor ve Türkiye'ye annesini ziyaret etmeye gidiyor memlekete oysa ki kaderin hayallerin yönünü ne denli değiştireceğini bilmeden. Oysaki annesini ziyaret edip bir süre annesiyle vakit geçirip sonrasında Makedonya ya gidip orda kalacaktı hayatının sonuna kadar öyle planlanmıştı hayallerinde. Memleketine vardıktan sonra tamamen değişiyor hayatı küçük bir süre parfüm dükkanı açıyor ve çevreyle tanışıyor gelişen olaylarla ve tanıştığı kişiler vesilesiyle yeniden mesleğini icra ediyor ve 8.ci baskı gazetesini çıkarıyorlar. Onu bekleyen acılar mesleği boyunca gördüğü acılar kadar içini yakmadı belki. (EVDEŞİM) kelime manası cinsiyet ayırtmaksızın evli-eş demekmiş :) çok naif bir kelime ilgimi çekti. Kızının ona bıraktığı mektup çok acıttı içimi. Peki ya kader dediğimiz şeyi bizmi şekillendiririz yoksa alnımıza yazılanımı yaşarız? Ogün Can Sıradışı
Hayat ve İnsan
SıradışıOgün Can · 40 Kitap · 202397 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2023 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2023 16:21
#Okudum #KitapYorum #Sıradışı #OgünCan #Roman #40KitapYayınları #192sayfa Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere 40 Kitap Yayıncılıktan çıkan Ogün Can'a ait "SIRADIŞI" isimli romanla geldim. Kitap kaderin ağında yaşamların nasıl kül olduğunu anlatıyor. Önceden izlediğim bir dizide geçen cümle aynen şöyle: "Sanırım hepimiz bazen kaderi kontrol edebildiğimizi düşünmek istiyoruz. Ama hayatımızın çoğu başka insanların verdiği kararlarla şekilleniyor." Gerçekten de planlar yapıp, projeler sunarken hayata, ters köşe olabiliyoruz. "SIRADIŞI" belki de tamda bu noktada kaderin acımasız ağında son nefesini vreriyor. Roman tam anlamıyla hırs, heyecan, başarı, azim, kararlılık, aşk, dostluk, siyaset arkadaşlık ekseninde hızla ilerliyor. Sayfalarda kaygan bir zeminde frensiz ilerleyiş halinde olmak yazarın başarısı olsa gerek. Her okuyucu evinden, mahallesinden, sokağından, şehrinden insanlarla berabermişcesine sıcak, samimi ve sevgi dolu bir ortam buluyor. Hiç yabancılamadan romanın kaderine ortak oluyorsunuz. İçten yazılan romanlar okuyucu için bulunmaz nimet. Ben yabancıladığım bir ortamdan uzaklaşmayı nasıl istiyorsam, roman da eğer dallarıyla kalbimi fethetmezse bağlanmakta güçlük çekiyorum. Tıpkı misafirlikteki çocuk gibi ev sahibinin yakınlığı veya uzaklığı minvalinde tutulan şekerden bir tane alıyorum. Bu romanda ise şekerlik ortada ye yediğin kadar bolluğunda ve bereketinde her kelime rengarenk şekerleme. Konu dizi filmlere aktarılacak cinsten. Ya da uzun metrajlı bir film kıvamında. Sıkılmadan merak içinde okuyabileceğiniz güzel bir eser. Dili sade, samimi, sıcak. Özveriyle ve sevgiyle yazıldığı öyle belli ki! Küçük acılar konuşabilir, büyük kederler ise dilsizdir' der Seneca. Merhamet, dile gelmeyen o büyük kederleri işitebilmektir. Kendinden vazgeçip, ailesi ve
SıradışıOgün Can · 40 Kitap · 202397 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
NİHAL ATSIZ DELİ KURT AYRINTILI TAKRİZ
Puan vermedi
Karlı bir gece kağnılarıyla yol alan ve kağnı arabasında bir kadın bulunan iki kişi gecenin karanlığı içerisinde yol alıyorlardı. Kağnıyı süren kişi uykusuz ve yorgun olmasına rağmen dikkatini korumaya çalışıyor arada bir arkasına doğru bakıp tehlikeye karşı temkinli olmaya çalışıyordu. *** Osmanlı padişahlarından Yıldırım Bayazıt Ankara savaşında esir düşüp canına kıyınca gelenek olduğu üzere oğulları beylik davasına düşmüşlerdi. Büyük şehzade Süleyman Bey Edirne’de, ortanca şehzade İsa Bey ise Bursa’daydı. Osmanlı Devletinin başına geçmek için iki kardeş savaşmak zorundaydı. Nitekim öyle de oldu. İsa Bey’in sipahileri az olduğu için çarpışma yenilgiyle bitti. İsa Bey kaçmak zorunda kalmıştı. Fakat o kaçmaktan çok karısı Bala Hatun ve birkaç ay sonra doğacak çocuğunu korumak istiyordu. Biliyordu ki çocuğu doğar doğmaz öldürülecekti. *** İsa Bey, karısını güvenli bir yere saklayacak birine ihtiyacı vardı. Aklında tek bir isim vardı; Çakır. Çakır girdiği bütün savaşlarda cesurca çarpışmış, İsa Bey’i defalarca ölümden kurtarmıştı. Bu zor işi de ancak Çakır başarırdı. Durumu Çakır’a anlattıktan sonra Çakır’ın emaneti müdafaası başlamıştı. Bala Hatun’u anasının köyüne götürecekti. Yola koyuldu. Fakat uzun yollar tekin değildi. Çakır ve İsa Bey’in ölüm fermanı çoktan yazılmıştı. Mehmet Bey’in sipahileri Çakır’ın yolunu çevirdiler. Kanlı çarpışmadan sonra Çakır derviş kılığındaki bu adamları öldürdü. Ölenlerin üstünü arayınca Çapanoğlu Çakır adındaki sipahinin koynunda bir mektup buldu. Bu mektupta Mehmet Bey tarafından Çapanoğlu Çakır’a her türlü yetkiyi verdiği yazıyordu. Çakır bu mektubu işine yarar düşüncesiyle yanına aldı ve yola koyuldu. *** 10 yıl sonra İsa Bey ölmüş, Çakır da Mehmet Bey’in birliğine katılmıştı. Çok hengâmeler atlatmasına rağmen evlenmiş Fatma
Edebiyat & Roman
Deli KurtHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202019,7bin okunma
Alp/Eren
Puan vermedi·124 syf.·
2020 73. kitabı
Biz zulüm ayında, güneş çağıyız. Hira'dan feyz alan, Tanrı'dağıyız. *** Şurada anlaşalım; Karakoç Beğimiz bir Alperen'dir. Hem alptir, hem de erendir. Ocakların il ve ilçe şubelerinde yapacağı herhangi bir başkanlık iflah etmezdi onu. Hatta vekillik ve dahi bakanlık; erişemezdi onun statüsüne.. Milli Mücadele yıllarında; cephede binlerce subay ve komutan varken, cephe gerisinde birkaç kumandan vardı. Bunlardan biri de Merhum Mehmet Akif Ersoy'du. Mehmet Akif, halkı cihada davet edici ve cepheye sevk edici birçok destan şiiri yazmış ve diyar diyar gezerek; meydanlarda bu şiirleri okumuştur. Şiirin yol gösterici ve yola revan edici yönüne en büyük emsal de budur. Epik şiiri şahlandıran ve şahikalara çıkaran birkaç şairimizden biridir Karakoç Beğim. Yüreğindeki mücadele aşkını şiirle alazlandıran ve iştiyakını nesirle palazlandıran nice genç mühevves, Karakoç şiirleriyle kuşanmıştır silahını. 2003 yılında katılmış olduğu bir TV programında Karakoç Beğimiz, en sevdiği şiiri olarak şu şiiri işaret etmişti; İSYANLI SÜKUT "Gitmişti makama arz-ı hâl için, 'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını. Bir azar yedi ki oldu o biçim... 'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını. Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı, Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı... Bir baktı konağa alttan yukarı, 'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını. Çekti ayakları kahveye vardı, Açtı tabakasın, sigara sardı. Daldı.. neden sonra garsonu gördü, 'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını. İçmedi, masada unuttu çayı; Kalktı ki garsona vere parayı, Uzattı çakmağı ve sigarayı,
Şiir
Kan YazısıAbdurrahim Karakoç · Kadim Yayınları · 2018707 okunma