O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. Ondan çok şey istendikçe o daha fazlasını verirdi. Ama onunla kimsenin konuşmadığı, onu kimsenin görmediği, duymadığı, arzulamadığı yalnızlığı sırasında çirkinleşmiş, sersemlemişti, çaresiz kalmış ve mutsuz olmuştu.
… mermer konsolun üzerinde usulca parıldayarak duran donuk bronzdan yapılmış şamdanın mumlarını tek tek yaktı. Alevler büküldüler, sıcak bedenleriyle soğuk suya dalan insanlar gibi titreyerek karanlığa dokundular…
Daha önce hiç yalnız kalmadığından, bir insanın başkası için taşıyabileceği önemi hiç bilememişti. İnsanları daima varlığına kolayca alışılan hava gibi görmüştü, şimdiyse yalnızlıktan boğazı düğümlendiğinden, yalan söyleseler de, aldatsalar da insanlara ne kadar gereksinimi olduğunu fark ediyor; her şeyi, hafifliğini, özgüvenini ve neşesini bile salt onların varlıklarından kazandığını anlıyordu.