Şam' dayız
Mevlana ve Mesnevi
Muhyiddin ve Yasin
Şems ve Füsus
Şems nasıl değiştirdi
Bengisu sarnıçlarından geçirerek
Mevlana Celaleddin'i
Ve Yasin bir delikanlı biçiminde
Ağır ölüm hastalığında
Nasıl iyileştirdi İbn-i Arabi'yi
Mekke çatısında Füsus'un ve Fütuhat'ın yapraklarını
ayıklayan
Güneşin yağmurun ve rüzgarın yardımcısı kimdi
Şam çarşılarında Şems'e rastlamadı mı
Yolun bir kıyısında o öbürü bir kıyısında
Şems bir soruydu
Bir cevaptı Mevlana
Benziyorlardı bir arada
Kişinin kendisiyle yaptığı bir konuşmaya
Muhyiddin'in İbnürrüşd'e dediği gibi
Bir evet bir hayır demedi Mevlana
Hep evet dedi Şems'e bu konuşmada
Şam çarşılarında Mevlana
Aradı durdu Şems'i
Katedrali uğuldatan gök gürültüsünde
Mermer yaran depremde
Bizi ansıyacaktır
Her define bulunuşunda bizi unutsa da
Yeraltından her levha çıkışında
Bizi hatırlayacaktır
Gebeler bizi yalan yanlış sezerler
Doğumlarda aydınlıkça bilirler
Çocuğun çevresindeki ışık
- Ki onu yalnız anneler görürler -
O ışık bizdendir bunu bilirler
Çocuklar şubat ayında
Kara düşen kurt izinde
Bizi ansırlar
Yüreğe inen bir çivi biçiminde
- Bizi unuturlar
Senato seçimlerinde
Sofrada değil belki şölende
Biz nerdeyiz arkadaşlar düğün nerde
Biz konuğuz şölende
Ama gün olur anılmayız
Manastırda bile
- Hey ancak göz kıvılcımını seçebildiğim arkadaş
Peki bizim o evren beneği
Köpek nerde
HEPSİ BİRDEN (bir korkuyla) - Evet köpek nerde
- Köpek ne dışarda ne içerde
Kayanın kendisi belki
Mağaramızı evrenden ayıran
Kayserden ve Kayser kentinden ayıran
Evet, bahtiyar odur ki kevser-i Kur'aniden süzülen tatlı büyük bir havuzu kazanmak için bir buz parçasına nev'indi ki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.
3. Düsturunuz: Bütün kuvvetinizi ihlasla ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlasladır. Haksızlıklar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.
Eee, Cennet'te durumlar nasıl? Keşke söylesen,
Çünkü iyi olduğunu bilmek isterim.
Söyle bana, sonsuz günü mü buldun,
Yoksa sonsuz gece tarafından mı yutuldun?
Çünkü gözlerimi kapattığımda yüzün apaçık beliriyor;
O eski, neşeli laflarından birini ettiğini duyuyorum;
Seni zihnimde yeniden var edebiliyorum,
Karanlıkta devriyeye çıkıp gitmiş olsan da.
Nefret ederdin siper turlarından; gurur duymazdın
Harcayacak güzel yıllarının olmasından başka hiçbir şeyle;
Eve dönüp o gamsız kalabalığa katılmayı özlerdin,
Zamanı bir dost bilip barış içinde çalışan delikanlılara.
Hepsi silindi gitti şimdi. Dikenli telin ötesindesin:
Dünyevi hiçbir ihtimal seni sürünerek geri getiremez;
İşin bitti artık makineli tüfek ateşiyle,
Umutsuz, fiyasko bir taarruzda yere serildin.
Bir şekilde hep senin sonunun geleceğini düşünmüştüm,
Çünkü yaşamaya öyle büyük bir hırsla bağlıydın ki:
Paçayı kurtarıp hayatta kalmak için canını dişine takmıştın,
Dünyanın sunacak ne kadar çok şeyi olduğunu çok iyi bilerek.
Mermilerle şakalaşır, o bildik mesleki lafları ederdin,
Pis işine sadık kalıp onu hakkıyla yerine getirirdin:
Şöyle diyerek: "Aman Tanrım! Ne zaman duracak bu?
Üç yıl oldu... Hatlarını yaramazsak burası bir cehennem."
O yüzden bana senin ölüme terk edildiğini söylediklerinde
İnanmak istemedim, bunun doğru olması gerektiğini sezerek.
Ertesi hafta, o kanlı Şeref Listesi şöyle diyordu: