Anarşi ırmağında yıkandım da geldim. ☺ ... Bizim evin hâlleri... ... Şimdiye kadar milliyetçiliği ağzıma almadım. Fakat Türk olduğumun da bilincindeydim. Ait olduğum milletin oldukça temiz bir mazisinin olduğunu gördükçe de atalarımla gurur duydum. ... Tarih sayfalarında gezinmeye devam edeceğim... ... Fikir dünyamı zengin ve canlı kılan felsefeyi çok seviyorum. Bir de geçmişin izlerini tarih sayfalarından öğrenmek, akışı okumak ve zamanın gerekliliklerini doğru tespit etmek oldukça önemli. ... Tarihi eleştirel bir bakış açısı ile anakronizme düşmeden okumak lazım. ... 20. Yüzyılın en büyük dahilerinden biri olan atam Mustafa Kemal'i saygı ve özlemle anıyorum. Tarihini bilmeyen bir millet, yok olmaya mahkûmdur. M. K. Atatürk Ahmet Fota
SALİH MİRZABEYOĞLU'NUN SON KONUŞMASI...
Şehid Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun, maruz kaldığı Telegram işkencesinin son dönemde dozunun artması ve Telegramcılar tarafından ısrarla ölümle tehdit edilmesi üzerine, “beyin kanaması” geçirmesinden 19 gün önce konu ile alâkalı olarak Abdullah Kiracı'yı arayarak kaydettirdiği görüşmeyi, önemine binaen dergimizde yayınlıyoruz. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu ’nun Telegram ile alâkalı Son Konuşması: Beni Ölümle Tehdit Ediyorlar... **"Şu Telegram var ya, bir miyavlıyor bir havlıyor bir bilmem ne yapıyor filân… Bu şimdi çeşitli ihtimaller içinde, bizim mahkememiz olsun, şu olsun, bu olsun falan, çeşitli ihtimaller içinde; bu cihâz başında, ister beni başkaları adına kontrolde tutma, isterse doğrudan doğruya benim ona ihtiyacım olarak tutma… Şimdi bu cümleden olarak, ikisini de iç içe alan bir şey yapıyor. İşin bokunu çıkardığı için ben bunu söylüyorum, sen kayda al! Demin yemek yedim meselâ… Kalktım; burada masanın başında benim kalp atışımı, nabzımı sıfıra doğru alçaltıyor. Hani insanın kendinden geçme gibi bir durumu olur ya; kendimden geçmiş değilim de, oraya doğru sürüklüyor! Orada tehdit ediyor, anlatabiliyor muyum? Yâni bir nev’i bu cihâzı bıraksa… Yâni bu beni takviye ediyormuş, nabzımı filân havasında… Bir nev'i onu bıraksa ben ölürmüşüm. Bu puşta beş yüz bin defa söylüyorum, “bırak ulan!” diyorum. Şimdi bu kalkıyor, cihazı yavaşlattığı zaman vücut normal olduğu için tam düzey oluyorum. Tamam mı! O yüzden sinsice, o soğutma bahsinde söylediğim gibi… Hani diyorum ya, dışarıdan verilen bir şey vardır, bir de tersini yapıyor, ısıyı içeriden emiyor. Anlatabiliyor muyum? Şimdi bu çaktırmadan içeriden emme gibi yapıyor… Bu şeyi daraltıyor. Dün değil evvelsi gün, söyledikleri de bu: “İşte baldırlardan başlarmış katılaşması vücudun…”. Öyle diyor. Ondan sonra “ölüm oradan başlar”mış
Telegram
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Evin Halleri
Behçet Necatigil Evin yalın hali İster cüce, ister dev Camlarında perde yok Bomboş, ev. Evin -i hali, sabah, Geciktiniz haydi! Uykuların tatlandığı sularda Bıracaksınız evi. Evin -e hali, gün boyu, Ha gayret emektar deve! Sırtınızda yılların yorgunluğu Akşam erkenden eve. Evin -de hali, saadet, Isınmak ocaktaki alevde Sönmüş yıldızlara karşı Işıklar varsa evde. Evin -den hali, uzaksınız, Hattâ içinde yaşarken Aşkların, ölümlerin omzunda Ayrılmak varken evden.
"Nereye gidiyorsun?" "Hiç, çıkacağım öyle." "Son günlerde hâlini beğenmiyorum. Her şey ağzından yarım çıkıyor. Benden bir şeyler saklıyorsun!" "Ne saklayacağım senden Beyza, yalnız kalmak istiyorum sadece." "Bu bir sorun işte. Benim dışımda olan bir şey var ve beni dahil etmiyorsun. Ben senin eşinim. Bilmeliyim sana böyle hissettiren şeyi. Dahası ben söylemeden olmalı bunlar. Yalnız kalmak istemen ve benim bunu bilmemem, söylememen doğru değil." "Beyza abartıyorsun." "Eve geliyorsun selamsız sabahsız, 5 dakika sonra yalnız kalacağım diye çıkıyorsun, ne bu, ben mi abartıyorum?" "Bir şey değil." "Kelimeler bile zorla çıkıyor ağzından.. Ben yok muyum bu evin içinde, beni yok sayıyorsun." "Beyza saçmalaya başladın iyice. Tamam gitmiyorum bir yere." "Mesele gitmek veya kalmak değil. Senin beni kendinden uzak tutman, kapıda bırakman. Nereye kadar sürecek böyle?" "Beyza gitmiyorum, dedim." "Orhan bunu anlamıyor olamazsın. Orhan.. orhan böyle olmamalı.. nedir bu uzaklık, nedir değişmesi tavırlarının sebebi, beni kendinden uzak tutmanın, hiçbir şey anlatmamanın sebebi ne?" "Beyza, artık olmuyor. Uzatmasak mı?" "Olmayan ne Orhan?" "Ben, bilmiyorum, eskisi gibi hissedemiyorum, böyle, yavan bi tat ağzımda sürekli?" "Ne demek orhan bu?" "Ben ayrılmak istiyorum Beyza!" "....." "....." "Biliyor musun Orhan, senin için göze aldığım, sineye çektiğim, belki kalbini kırdığım insanlardan utanıyorum. Sana attığım adımlardan, açtığım duygularımdan, anlattığım yaralarımdan utanıyorum. Kötülükleri sana yakıştıramayışlarımdan, ettiğim dualardan, sana kör olan gözlerimden, en güzel yerine kondurduğum kalbimden. Bilir misin, yüreğimdeki bu yara bir ömür takip edecek seni, bir huzursuzluk duyduğunda ilk aklına ben geleceğim. Her dışında kaldığın o kalbin ağırlığı altında ezildiğinde sesim
Kim bulmuş ki yerini?
*ENVER ABİMİZİN VEFATININ ONÜÇÜNCÜ SENESİ ARDINDAN* 13 sene evvelki bugün, 22 şubat 2013... yetim kaldığımız gün. Hüznümüzün, acımızın zirveye çıktığı gün... Dünyanın tadının, zevkinin kalmadığı gün... Abimiz, babamız, Hocamız, herşeyimiz ENVER ABİMİZ'i kaybettiğimiz gün... Enver abimizin anlatılması birkaç satıra sığmaz elbet. O'nun hayatı kitaplara dahi sığmaz… Hatta Enver abimizin hayatı, üniversitede doktora çalışması yapılsa yeridir. Gerçi Huzur Pınarı'nda Enver abimizden hergün biraz mutlaka bahsediyorsak da, bugün vefatlarının sene-i devriyesi olduğundan biraz genişçe bahsedelim inşallah. Yukarıda, resim olarak da, kabrlerinin karlı resmini hususi olarak seçtik… Enver abim kar manzarasını, karlı havayı severdi. Çünki kar, kirleri pislikleri örtüyor, her yer tertemiz görülüyor derdi. Zaten kendisi de herkesin ayplarını, kabahatlerini, pisliklerini hep örtmeğe çalışırdı. Hiç kimsenin hatasını görmezdi. Herkesin, herşeyin iyi taraflarını görmeğe çalışırdı. Onun için kar manzarasının Enver abimiz ile benzerliği vardır. Kar manzarası da, pislikleri örtüp her yeri tertemiz gösteriyor. Tıpkı Enver abiler gibi… Kar yağınca bu sebeple Enver abiler hatırlanıyor. "UNUTMAYALIM Kİ, UNUTULMAYALIM. Unutmazsak, unutmazlar... hatırlarsak, hatırlarlar." Bu sözü sık sık işitirdik kendilerinden, o halde biz de unutmayalım. Arkasından manevi hediyelerimizi gönderelim inşallah. Allahü teala rahmet eylesin, mekânını Cennet eylesin, kabrini Cennet bahcesi eylesin, kabrini nûr-u îmân ile, nûr-u Kur'ân ile pürnûr eylesin. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimizin ve silsile-i âliyye efendilerimizin şefaatine kavuştursun inşallah. Derecesini âlî eylesin inşallah. Âhiretde bizleri de onunla beraber eylesin inşallah. Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı
Alıntı
Eylül sana son kez yazıyorum. Daha sonraları sana yazar mıyım bilmiyorum ama. En azından ona son kez yazıyorum. Sen benim sırdaşım gibi olmuştun. Ona bile söyleyemediğim, Kızgınlıklarımı, sevinçlerimi, özlemlerimi sana yazmıştım. O bilmeden önce herşeyi önce sen biliyordun. Sen herşeyi en başından öğrenmiştin. Yıllardır buraya yazar çizerdim. Kendimi çok yalnız hissettiğimde, Kaçacak bir liman aradığımda kendimi hep yazmaya verirdim. O yüzden hep burası benim kaçacak bir limanım oldu. Yazdım, çizdim… Bir gece; Sırdaşımın sadece sen olduğunu anladığımda, Herşeyi silmiştim. Yedirememiştim kimselere bişiy anlatamadığıma. Yapayalnız hissetmiştim kendimi. Sonraları yine geldim sığınmıştım sana. Sonra sen geldin. buranın adını Eylül koydun. Sevgimizin adını, Hayallerimizi, Yazıp çizdiklerimizi. Bir çok şey Eylül oldu. O yüzden Yazacaklarım önce Eylül’e sonra da sana !