Seni de göresim geldi mor kayanın mor sümbülü. Seni de göresim geldi dengbejler dengbeji Abdale Zeyniki... Seni de göresim geldi kınalı kekliğim. Mustafa koskocaman bir dünya yaratiyor, koskocaman bir dünyayı börtü böceği, kurdu karıncası, tozu yağmuruyla özlüyordu. Seni de göresim geldi çiçekli yaylanın yaz yağmuru... Tanyerinin ortasında, yağmurun, işığın içinde, dünyanın ucunda açan yaban gülü, seni de göresim geldi.
"Bak,” dedi Ali Çavuş, dalın üstündeki kuşu gösterdi. Kuş, kanadını açıyor kapatıyor, kuyruğunu uzun uzun titretiyor, kuyruğu titredikçe de ziller ötüyordu.
“Bak başını nasıl da yan yatırıp bana bakıyor. Ben aldırmayınca da çıldırıyor öfkesinden. Yakında gelir de omuzuma konarsa şaşmayacağım. Şu toprakta, şu denizde, şu gökte, şu yıldızlarda ne kadar çok yaratık varsa o kadar da çok akıl var. O kadar çok içgüdü. Şu toprakta, şu suda, şu gökte en az koku alan, en az toprağa uyan, soğukta en çok üşüyen, sıcakta en çok yanan, en çok yoksulluk çeken biziz... Öteki yaratıklar aç kalırlarsa... Hayvsn aç kalınca ölür. *Ölümün olduğu gibi yoksulluğun da şu dünyada acısını duyan biziz.*"
Sayfa 376 - toros yayınları, Ali Çavuş (Mehmedin Babası)·Kitabı okudu