Puan vermedi·72 syf.··
2026 154. kitabı
Hakikat dediğimiz katı duvarlara çarptığımızda, kurgunun şefkatli kollarına sığınmaktan başka ne gelir elimizden? Eric-Emmanuel Schmitt’in ( @ericemmanuelschmitt_officiel ) Bayan Ming’in Hiç Olmayan On Çocuğu adlı zarif anlatısını okurken, zihnimde hep bu soru yankılandı. Edebiyatın varoluşsal bir direniş alanı(ki bana göre öyle) olduğunu bizlere bir kez daha, üstelik felsefi bir hafiflikle fısıldıyor Schmitt. Çin’in meşhur tek çocuk politikasının gölgesinde, lüks bir otelin yer altındaki tuvalet bekçisidir Bayan Ming. Devletin soğuk bürokrasisine inat, tam on çocuğu olduğunu, üstelik hepsinin ayrı birer hikâyesi, karakteri ve Konfüçyüs’ten damıtılmış bilgelikleri bulunduğunu iddia eder. Yazar, bu noktada okuru bir hafiyeliğe soyundurmak yerine, Doğu’nun tevekkülü ile Batı’nın akılcı şüpheciliğini karşı karşıya getiriyor. Romandaki Batılı iş insanının ispat arayan gözleri, aslında bizim modern dünyadaki “gerçeklik” takıntımızın bir yansıması. Oysa Bayan Ming, kurguladığı her bir çocukla, yasaklarla daraltılmış bir coğrafyada kendine uçsuz bucaksız bir hürriyet alanı açıyor. Kitabın edebi değeri de tam bu ince çizgide belirginleşiyor. Schmitt, bağıra çağıra bir rejim eleştirisi yapmak yerine, ironiyi ve sessiz hüznü seçmiş. İnsanın anlama ve inanma ihtiyacının, katı gerçeklerden çok daha elzem olduğunu sezdiren bir deneme tadı var metnin. Yalanın, eğer ruhu yaşatıyorsa, gerçeğin boğucu yükünden evla olup olmadığını sorgulatıyor okura. Eserin son sayfasına geldiğinizde, edebi bir hazzın yanında derin bir sükûnet kaplıyor içinizi. Çünkü anlıyorsunuz ki, asıl zenginlik dış dünyada neye sahip olduğumuzla değil de, iç dünyamızda kaç evren, kaç hayat kurabildiğimizle ölçülüyor. Hayal gücü, en aşılmaz sınırların bile içinden süzülen bir görünmez nehirdir; yeter ki ona
Edebiyat
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,5bin okunma
9/10
·125 syf.··
2023 3. kitabı
Hayaller ve hayatlar? Aklını hayatı yapan ve hayalleriyle yasayan iki farklı insan. Çok yakın olan iki bireyin arkadaşlığını inceliyoruz. Yediğiniz içtiğiniz bir, kendinizle birlikte tanıdığınız, hayalleri bir olan,sürekli yanınızda ki birine güvenmek ne gibi sonuçlar doğurabilir? Ya da insanlara güvenmek, doğru bir eylem mi sorusuna cevap arasak daha doğru bir yol izlemiş oluruz. İnsanların güvenin kazanmak çok kolaydır. Lakin kaybetmek, başlı başına bir kabustur. Güvendiğin kişinin yaptıkları seni güvenmekten alıkoyar: peki hayat, hayatla da bağını keser mi? Bazen hayatınızda önemli yere koydugunuz, yapmaz dediğiniz insanların: yapmaz dediğimiz her şeyi yaptığını görüyoruz. Beklenmedik yerden gelen darbe insanı sarsabiliyor, sarsmaktan öte yıkıma sebep olabiliyor. Kitabı ilk okuduğum zaman Freud'un mektubundan bir kesit anımsamıştim: 'fizik kurallarına göre; sırtını dayandığın bir nesne birdenbire giderse sende o yöne doğru devrilirsin.' Kitabın özeti niteliğinde olan bir söz olduğunu söylemek yerinde bir tespit olur. İnsanların iyiligimiz için yaptığı şeyler bize daha çok zarar verebiliyor. İnsan burda ikileme düşüyor: cidden böylesi daha mi iyiydi, yoksa yaşayıp göremek daha evla mıydı? Sağlıcakla Kalın. 'kitaplar ise yaramaz. insanın can yoldaşına ihtiyacı var. insan çıldırır kimsesi yoksa... insan çok yalnız kalırsa tozutur, hasta olur sonunda! '
1000Kitap
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Susan kurtulmuştur.” - Hz. Muhammed (sav)
Puan vermedi·248 syf.··
2026 7. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 11:19
Ayetler ve hadisler ışığında susmanın ehemmiyetini anlatan güzide eser. “Susan, kurtulmuştur.” hadisinden hareketle dilin afetleri, konu başlıkları halinde tek tek ele alınmıştır. Dil, insanın en küçük uzvu olmasına rağmen dünyevi ve ahiret hayatına dair etkileri en fazla olan uzvudur. Vezir de eder rezil de eder misali, bizi cennete ve cehenneme götürecek iki dudağımızın arasından çıkacak şeylerdir. Kitabı okuduktan sonra susmanın evla olduğunu iyice ezberlettim kendime. Geriye uygulayabilmek kaldı inşallah. İmam Gazali Dilin Afetleri ❦✰ESRArengiz✰❦
1000Kitap
Dilin Afetleriİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 201617bin okunma
Karanlığın Görkemi: Milton’un Epik İsyan Senfonisi
10/10
·236 syf.··
2026 82. kitabı
İnsanlık tarihinin en görkemli düşüşüne, gökyüzünün gümüş kapılarından cehennemin kükürtlü karanlığına uzanan o devasa uçuruma hoş geldiniz. John Milton, Kayıp Cennet ile sadece bir hikaye anlatmıyor; o, kelimelerden bir katedral inşa ediyor ve bizi bu yapının en karanlık mahzenlerinde, "hükmetmenin hizmet etmekten daha evla olduğu" o meşum fısıltıyla baş başa bırakıyor. ​Milton’un kalemi, mürekkebini sanki bizzat yıldız tozundan ve cehennem ateşinden almış gibidir. Kitabın kapağını araladığınız an, kendinizi alışıldık bir edebi metnin içinde değil, evrenin henüz şekillenmediği, ışıkla karanlığın amansız bir kavgaya tutuştuğu o kadim başlangıçta buluyorsunuz. Yazar, kör gözlerinin ardındaki o muazzam vizyonla, Tanrı’ya isyan eden Mağrur Melek’i öylesine kanlı canlı, öylesine trajik bir ihtişamla resmediyor ki; okur olarak kendinizi bir yandan kutsal olanın dehşetine kapılmış, diğer yandan Şeytan’ın o yıkık ama boyun eğmez gururuna hayranlık duyarken yakalıyorsunuz. Bu, edebiyat tarihindeki en büyük paradokstur: Milton, kötülüğü bile estetik bir zirveye taşıyarak insanın içindeki o bastırılamaz isyan dürtüsünü kağıda dökmüştür. ​Okurken nefesinizi kesen şey sadece olay örgüsü değil, Milton’un Türkçede bile yankısı dinmeyen o ağırbaşlı, müzikal ve adeta ilahi bir ritme sahip üslubudur. O, Adem ile Havva’nın masumiyetini bir şafak vakti kadar berrak anlatırken, cennetten kovuluşun acısını ise ruhunuza saplanan bir hançer gibi hissettiriyor. Bilgi ağacının yasak meyvesine uzanan o el, aslında sadece bir günahın değil, insanın kendi kaderini tayin etme arzusunun, acıyla yoğrulmuş özgürlüğünün ilk adımıdır. Milton bize şunu fısıldar: Cennetten kovulmak bir son değil, insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen trajedinin, varoluş sancısının asıl başlangıcıdır. ​Kayıp Cennet,
Edebiyat
Kayıp CennetJohn Milton · Gece Kitaplığı · 20191,445 okunma
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 18:01
Kitabı okurken çok sevdiğim ve defaatle izlediğim filmi tekrar seyrediyormuş gibi oldum. Gözümün önüne harika performanslarıyla Maggie'yi oynayan Elizabeth Taylor ve alkolik kocası Brick'i oynayan Paul Newman geldi. Ve tabi Koca baba ve eşi Koca anneyi oynayan ismini bilmediğim usta oyuncular. Kitabın sonu farklı bitiyor biraz ve en sevdiğim sahnelerden olan babayla oğlun nihayet birbirleriyle konuşabildiği ve aralarındakj buzların eridiği sahne yok. Hollywood bu açığı dramın ruhuna uygun bir şekilde öyle güzel kapatmış ki, "filmi kitabından güzel" diyeceğiniz ender şaheserlerden oluvermiş. Hollywood'u Hollywood yapan ve hatrını sayılır kılan da bu becerisi değil mi zaten? Çok sıcak bir yaz gecesi. Hava bir fırtınaya gebe. Ama sadece hava değil, evdeki, aile içerisindeki ortam da öyle. Uzun zamandır hasta olan ve kendisini iyi hissetmeyen Koca Babanın doktor tescilli test sonuçları gelmiştir, kanser olmadığı belli olmuştur. Üstelik de 65.ci doğum günüdür. Büyük oğlu ve büyük gelin beş çocuğu ve bekledikleri altıncı çocukla Büyük Babanın devasa servetine konmak için onun gözüne hoş görünmeye çalışmaktadırlar. Eski bir futbolcu ve şimdi kederinden alkolik olan ufak oğlan Brick kendi aleminde yaşamaktadır ve etrafında yaşanan yalakalıklara, sahte gülümsemelere, samimiyetsiz samimiyetlere bıyık altından gülmektedir ancak buzlu içkisini yudumlarken. Eşi "Maggie the cat" Margret ise kocasını yine kendisine bağlama peşinde olsa da, Koca Babanın servetini kayınbiraderi ve eşine kaptıracak değildir elbette. Çünkü yoksulluktan gelmiştir ve ele güne muhtaç olmak istemez. Koca Baba tarafından sürekli eleleştirilen ve didiklenen Koca Anneyse "şaka yapıyor, şaka yapıyorsun değil mi, elbette şaka yapıyor" diyerek avutmakta ve kendisini ve etrafındakileri teselli etmek hatta
Kızgın Damdaki KediTennessee Williams · Nisan Yayınları · 199655 okunma
Barut rayihasını bilenle, bilmeyen asla bir değildir..
10/10
·160 syf.··
2025 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 14:48
“..Kürt edebiyatının en önemli köşe taşlarından biridir Şivane Kurd yani Kürt Çoban… ilk Kürtçe roman olması nedeniyle de tarihsel bir “ilk” olma özelliğiyle de karşımıza çıkmaktadır.. 1935’te yayımlanan kitabımız, Kürt edebiyatında sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçişinde en somut örneğidir aslında … yazarımız Ereb Şemo, Kürtçenin, bir roman dili olarak ne kadar zengin ve derin bir dil olduğunu da otobiyografik eseriyle kanıtlamış olmaktadır .. Kitap, yazarımızın kendi yaşam öyküsünden de derin izler taşır .. bir çoban olarak çocukluktan ta ki toplumsal dönüşümlere dek uzanan bu kitap; Şemo’nun elbette ki Sovyet döneminde yaşamış bir yazar olmasından ötürü de okuyucuya sınıfsal bir perspektiften bakış açısı sunar .. ez cümle sevgili yazarımız, yoksul bir çobanın feodaliteye ve ağalık sistemine karşı uyanışı ve dönemin sosyolojisini bize yalın ve içten bir kalemle işleyerek aktarmıştır .. Okuyucu kitaba başlamadan evla şunu bilmelidir ki; Kürt çoban bir halkın kendi sesini yazılı şekilde kağıda döktüğü bir semboldür .. elinizde tutacağınız bu roman size yalnızca bir hikaye anlatmıyor.. aynı zamanda kadim ve zengin tarihi ile Kürtlerin geleneklerini, folklorunu, yaşamlarını, günlük rutinlerini ve hatta cenazelerini, düğün alaylarını da kayıt altına alıyor… kitap, kızıl orduda komutanlık yapan bir çobanın dünyanın en büyük devrimi olan ekim devrimine katılması ve orda verdiği mücadeleyi değil o dönemin sosyolojik olaylarına da (göçler,kıyımlar,kıtlık,savaş ve isyanlar) hiç kimselerin değinmediği unsurlara değinip ayyuka çıkarıyor.. Ereb Şemo’yu tanımanın başlangıcı bu kitap olabilirdi tabi ben acele edip dımdım kalesi’nden başlamasaydım…”
Kürt ÇobanEreb Şemo · Dara Yayınları · 2023300 okunma