Bir ikilem duruyordu önünde. Bir kadınla yaşamak istiyorsa evlenmeli, boyun eğmeliydi. Yani yaşamın bir yanı karşılığında tüm ruhsal bağımsızlığını verecek, toplumsal görev ve sorumlulukları yerine getirecek, bir kaynanaya, bir kaynataya, dahası bir kayına saygı gösterecekti; onu çileden çıkaran şeylerdi bunlar.
Bir ikilem duruyordu önünde,. Bir kadınla yaşamak istiyorsa evlenmeli , boyun eğmeliydi. Yani yaşamın bir yanı karşılığında tüm ruhsal bağımsızlığını verecek , toplumsal görev ve sorumlulukları yerine getirecek , bir kaynanaya, bir kaynataya , dahası bir kayına saygı gösterecekti: onu çileden çıkaran şeylerdi bunlar .
Antoine Bret bir zamanlar, “Aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur,” demişti ve Serap’a göre bu, aşk için söylenebilecek tek mantıklı şeydi. İnsanın mantığını kaybetmesi, aklını da kaybetmesi demekti. O her zaman aklının başında olmasını tercih ederdi.
Zaten aşkla uğraşacak ne hâli ne de vakti kalmıştı artık. Yaşı geçiyordu. Evlenmeli, çocuk sahibi olmalıydı. Bir o kalmıştı, gerisi tamamdı.