"Arkadaşlarınızın hoşuna gitmeyecek bir evlilik mi bu?" diye sordu Caspar Goodwood.
"Aslında, hiçbir fikrim yok. Dediğim gibi, arkadaşlarım için evlenmiyorum."
Kötü gitmesi muhtemel her şey umutla başlardı: bir evlilik, bir çocuk, bir tedavi, bir resim, bir aşk macerası, dikilen bir ağaç... Yegâne seçenek umut ederek hata yapmaktı.
"Günümüzde evlilik yaşamına doğru dürüst hazırlanmış pek fazla kimseye rastlamayışımızın nedeni, insanın bir başkasının gözleriyle bakmasını, kulaklarıyla işitip, kalbiyle hissetmesini asla öğrenmemesidir."
Evliliğinin ilk yıllarında maruz kaldığı hakaret ve eziyetler sebebiyle eşinin ailesine kırgın olan ve yirmi yılı aşkın bir süredir görüşüp konuşmayan, bu küslüğü ölüme kadar sürdürmeye, hesabı ukbaya taşımaya kararlı olan bir hanımefendi bir kandil günü ağlayarak yanıma gelmiş ve demişti ki: "Hocam dün gece ne yaptım biliyor musun? Kayınvalidemi telefonla aradım. Bu Kadir gecesi hürmetine, yaklaşan bayram hürmetine ben bu küslüğü bitiriyorum. Geçmişi tamamen siliyorum. Size olan hakkımı helal ediyorum. Siz de beni affedin ve hakkınızı helal edin, dedim." Yirmi yıl sonra ilk kez gelininin sesini ve "anne" deyişini duyan kadıncağız önce inanamamış sonra hıçkırıklara boğulmuş ve "Sen de beni affet yavrum" diyerek helallik istemiş. "Hocam affetmek ne şifalı bir ilaçmış. İnanır mısın dün geceden beri ayaklarım adeta yerden kesildi. Kendimi bedenden azat olmuş, bir ruh gibi hür ve hafif hissediyorum. Meğer yıllardır içimde kin değil dağlardan ağır bir yük taşımışım." diyerek yaşadığı iç huzurunu anlatırken gözlerindeki parıltı görülmeye değerdi.
Evlilikten yana ne kadar gerekçe varsa, bir o kadar da evliliğe karşı gerekçe vardı; bu gerekçeler en azından güç bakımından birbirine eşitti ve Nehlüdov, haline gülerek, filozof Buridan’ın birbirinden aynı uzaklıktaki iki kuru ot demetinden hangisini seçeceğini bilemeyen eşeğine benzetiyordu kendini. İki demetten hangisine gideceğini bilemediği için olduğu yerde kalıyordu.