Edebiyatımızın en fiyakalı, en can acıtan ve kuralları en çok hiçe sayan yeraltı şairi küçük İskender’in, isminin ağırlığıyla bile konforlu alanları darmadağın eden eseri:
Ölü Evinde Seks Partisi
Bu kitap bir şiir ya da metin toplamı değil; ahlakın, normların ve ölümün kıyısında dans eden bir manifesto. Küçük İskender’in kendi hırçın, cesur ve yaralı diline yakışır bir bakışla, o karanlık odaya giriyoruz bu kitapta.
Küçük İskender Türkçe edebiyatta tabu sayılan ne varsa onun üzerine benzin döküp çakmağı çakmaktan hiçbir zaman çekinmedi. Ölü Evinde Seks Partisi’nde de tam olarak bunu yapıyor. Kitap, isminin çağrıştırdığı o çiğ provokasyonun çok ötesinde, insan varoluşunun en dipteki iki güdüsünü yan yana getiriyor: Eros ve Thanatos. Yani arzu ve ölüm.
Yazar, yas tutulan bir evde, çürümeye yüz tutmuş bir cesedin hemen yanı başında insan teninin o amansız, hayvanca ve hayati sıcaklığını parlatıyor. Çünkü İskender’e göre yaşamak, tam da ölümün gözünün içine bakarak sevişebilme cüretidir.
"Biz, ölümü bir oda sıcaklığına indirgeyenlerdeniz. Orada ne bir eksik ne bir fazla; sadece tenin kemiğe, kemiğin toprağa borcu ödenir."
Kelimelerle sevişen, kuralları siken bir dil
İskender’in bu kitaptaki dili, korunaklı odalarında steril hayatlar yaşayan entelektüelleri rahatsız edecek bir çiğliğe sahip.
O, kelimeleri süslemiyor; aksine yontuyor, kanatıyor ve okurun yüzüne fırlatıyor. Eşcinsellik, marjinal ilişkiler, uyuşturucu, gecenin görünmeyen yüzü ve kentin lağımları...
Hepsi onun estetiğinin bir parçası.
Kitap boyunca kurulan her cümle, burjuva ahlakının iki yüzlülüğüne indirilmiş sert bir tokat gibi:
"Sizin kutsal saydığınız o temiz çarşaflar, bizim kirli fantezilerimizin yanında sadece birer kefendir. Biz o kefeni yırtıp içinden aşkı çıkardık; sizse aşktan sadece bir evlilik cüzdanı
Konu aslında çok keyifli. Boşanma aşamasında eşinden ayrı yaşayan bir kadın bir arkadaşlık uygulaması keşfediyor. Buluştuğu kişileri analiz edip onlara uygun kitaplar öneriyor.
Ama maalesef kitapta çok büyük mantık hataları var. Kızımız; erkeklerin kadın kıyafetleri giydiği, drag queen barı tarzı deli dolu bir yerde hostes olarak çalışırken birden kitapçıda işe başlamaya karar veriyor. Bu çok garip çünkü karakterin o ana kadar kitaplarla uzaktan yakından alakası olup olmadığını bilmiyoruz. İşin komiği, kitabın hiçbir yerinde de bunu öğrenemiyoruz. Birden kafasına esiyor ve kitapçıda işe giriyor.
Tamam hadi bunu görmezden geldik diyelim, peki ya erkeklerle olan ilişkileri? Profiline seksi kitapçı yazıp davetiyelere cinsel içerikli bulmacalar eklemesine rağmen buluştuğu erkeklerin sadece cinsel ilişki amacıyla gelmesini garipsemesi? Hikayeye göre kızımız çok fazla kitap okumuş ve kendini geliştirmiş biri. Liseli ergen bir kızın bile yapmayacağı bu hareketi yapıp duruma anlam verememesi inanılmaz saçma.
Kızımız hikaye boyunca aşırı masum ve ne yaptığını bilen biri gibi anlatılıyor; ama karaokede karşılaştığı ve kendi söylemine göre çirkin, kilolu bir çocuk sırf iyi şarkı söylediği diye o gece onunla birlikte oluyor. Sadece iyi şarkı söylediği için... :D
Gerçek hayatta böyle karmaşık duygularla yaşayan ve çelişkili davranan milyonlarca insan var ama hepsinin arka planında travmalarla dolu bir hayatı oluyor. Kızımız ise disiplinli bir ailede yetişmiş, iyi bir evlilik yaşamış (ayrılma nedeni sıkılması).
Kısacası spontane yazılmış bir karakter ve hikaye; ama tepkileri komik, davranışlarını incelemek yine de keyifliydi. Konu çok güzelmiş, keşke yazar bu potansiyeli heba etmeseymiş.
Yaralı Şövalye, serinin ilk kitabı olan Çelik Kral’da kaldığımız yerden devam ediyor. İlk kitapta başlayan gizem bu romanda da sürüyor ve nihayet bir sonuca bağlanıyor. Teknik olarak bu kitap bağımsız olarak da okunabilir; çünkü ilk kitaptaki olaylar ilk birkaç bölümde hızlıca özetleniyor. Bununla birlikte, Çelik Kral seriye harika bir giriş niteliğinde olduğu için kitapları sırayla okumanızı tavsiye ederim.
Genevieve ve Isaiah aslında birbirlerini hiç tanımıyorlar; ancak Genevieve'in annesinin cinayetiyle ilgili olaylar nedeniyle, birbirlerini korumak adına zorunlu bir evlilik yapıyorlar. Bu evlilik kurgusunu çok sevdim. Genevieve ve Isaiah kitabın hemen başında evleniyorlar, bu da ilişkilerinin gelişmesi için hikayede geniş bir alan bırakıyor. Evliliklerinin başlangıçtaki o mesafeli ve garip halinin zamanla nasıl arkadaşlığa, çekime ve ardından tutkulu bir aşka dönüştüğünü okumak çok keyifliydi.
Kitaptaki hem romantizm hem de gizem unsurlarını çok beğendim. Genevieve ve Isaiah gerçekten bağ kurabildiğim karakterler oldu. İkisi de geçmişten yaralıydı ve birbirlerinin kollarında sevgiyi buldular.
Kitapta duygusal açıdan sarsıcı pek çok an vardı; özellikle Isaiah duygularını dile getirmekte gerçekten zorlanıyordu. Kitaptaki beklenti hissi, endişe ve ilişkinin ilerleyişi gerçekten çok güzel işlenmişti. Hiç beklediğim bir olay herkes kadar beni de hem şok etti hem çok üzdü Bu kitapta herşey çözüldü ve suçlu asla tahmin etmediğim biri çıktı.
Yazarın kalemini seviyorum. Serinin iki kitabıda merakla okuttu. Bonus bölümlerde çok güzeldi. Türü sevenlere kesinlikle tavsiyemdir.
Peyami Safa en sevdiğim Türk yazarlardan biridir. Eserlerinden okumak istediğim Biz İnsanlar'ı bitirmiş bulunmaktayım.
Romandaki başkahramanımız Orhan'dır. Orhan öğretmendir. Materyalizm ve idealizm arasında karmaşa içerisindedir. Diğer önemli karakterler Necati, Vedia, Samiye, Rüştü, Bahri'dir. Orhan ile Vedia kaderin bir cilvesiyle tanışmışlar, Orhan ona farklı gelen bu yalının içerisine girmesiyle dünyası da değişmiştir.
Eserde; Doğu - Batı karşılaştırması, idealizm, materyalizm bahisleri, kararsızlık, aşk, evlilik üzerine düşünceler öne çıkmaktadır.
Safa'nın üslubu, dili, ruh tahlilleri o kadar akıcı ve okuru içine çekiyor ki kitap su gibi akıp gidiyor. Sevdim, tavsiye ediyorum.
TAŞ KÂĞIT MAKAS | ALICE FEENEY
"Evlendiğiniz kişiyi tanıdığınızı mı sanıyorsunuz? Bir daha düşünün..."
Uzun zamandır okuduğum en tekinsiz, en şüphe dolu ve bitene kadar ters köşe üstüne ters köşe yapan gerilim romanlarından biriyle geldim bugün! Roman, evliliklerini kurtarmak için İskoçya’nın gözlerden uzak, dönüştürülmüş karlı bir şapelinde hafta sonu kaçamağı yapan Adam ve Amelia çiftini konu alıyor. Ama buraya gelişleri kesinlikle bir tesadüf değil...
Neden mi çok sevdim?
Yüz Körü Bir Ana Karakter: Adam’ın prosopagnazi (yüz körlüğü) hastası olması, hikayeye bambaşka bir güvensizlik katmanı ekliyor. Kendi karısının yüzünü bile tanıyamayan bir adama ne kadar güvenebilirsiniz?
Mektuplar ve Sırlar: Amelia’nın her evlilik yıldönümünde Adam’a yazdığı ama asla okutmadığı gizli mektuplar aracılığıyla geçmişi okuyoruz. Ve o mektuplar... Gerçekten her şeyi değiştiriyor.
Klostrofobik Atmosfer: Dışarıda amansız bir kış, içeride ise buz kesmiş sırlar var. Mekan tasarımı o kadar başarılı ki okurken şapelin soğuğunu kemiklerinizde hissediyorsunuz.
Alice Feeney, "Kim yalan söylüyor?" sorusunu her bölümde kendinize sordurtuyor. Son sayfaya kadar tahminlerinizin boşa çıkmasını seviyorsanız, bu kitaba mutlaka şans verin.
Siz Alice Feeney okudunuz mu? Kitaptaki o büyük ters köşeyi bekliyor muydunuz? Yorumlarda buluşalım!
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,3bin okunma
Buluştur Beni Necla, yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmıyor; aynı zamanda hayatta kendi yolunu çizmeye çalışan güçlü bir kadının mücadelesini de okuyucuya sunuyor. Kitabın merkezinde yer alan Necla karakteri, çocukluğundan beri ne istediğini bilen, hedefleri uğruna çalışan ve toplumun kalıplaşmış düşüncelerine karşı durabilen biri. Bu yönüyle karakter oldukça ilham verici ve etkileyici.
Kitapta bir çok karakter var ve olaylar dolu dolu yaşanmış ve anlatılmış. Necla ana karakter ve insanları birbirlerine uyumlu olanları özellikle buluyor ve evlendiriyor kitapta bir çok çift var Necla sayesin de tanışan ve yuva kuran. Zaten Necla karakteri de eşi ile bu sayede tanışıp evlenmiş hatta kitapta iş arkadaşını da bu sayede evlendirdi. Sanırım benim en sevdiğim çiftler Feyyaz ~ Hülya ve Tolga ~ Sahra çiftleri oldu diyebilirim..
Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri, para, statü ve evlilik gibi kavramları sorgulaması. İnsanların bir evliliğe ya da bir ilişkiye bakarken gerçekten sevgiye mi yoksa maddi imkanlara mı önem verdiğini düşündüren olaylar hikâyeye farklı bir derinlik katıyor. Necla’nın karşılaştığı önyargılar, insanların onun başarısını küçümsemesi ve buna rağmen vazgeçmemesi, okurken karaktere daha da yakın hissetmenizi sağlıyor.
Yazarın dili sade ve akıcı. Sayfalar ilerledikçe olayların nasıl sonuçlanacağını merak ediyor, Necla’nın karşısına çıkacak engelleri görmek için okumaya devam etmek istiyorsunuz. Özellikle iş hayatı, aile ilişkileri ve aşkın iç içe işlendiği bölümler hikâyeyi daha gerçekçi kılıyor..
Sanırım şuan yazarın en en sevdiğim eseri bu o kadar akıcı o kadar eğlenceli ki anlatamam bir çok olay ve bir çok karakter olmasından dolayı hem hiç sıkılmadım hem de dizi izler gibi merak içinde okudum diyebilirim ben çok sevdim ve herkese de tavsiye