Gašru: Mezopotamya ve Ugarit’in Güç Tanrısı Gašru, eski Yakın Doğu panteonlarının gölgede kalmış ama ilginç bir figürüdür. Ugarit'te Gataru adıyla anılırdı; "güçlü, kuvvetli" anlamına gelen bu sözcük, hem bir tanrı adı hem de genel bir sıfat olarak kullanılırdı. Bu yönüyle Gašru, ruhsal güç, belki yeraltının karanlığıyla, belki ölüm sonrası alemle; kimi kaynaklara göre savaş ya da bitki dünyasıyla ilişkilendirilmiş olabilir. Zamanla, Mezopotamya'daki bazı tanrılar — Lugalirra ya da Erra gibi - Gašru'ya benzer niteliklerle algılanmış; bu da Gašru'nun doğrudan bir tanrı olarak değil ama karakter olarak anlam kazandığını gösteriyor. Neo-Babylon döneminde, Opis şehrinde Gašru adına tapınaklar olduğuna dair yazılı izler bulunur; bu da onun kültünün bir dönem varlığını sürdürdüğünü düşündürür. Öte yandan, Gašru'nun adı yalnızca bağımsız bir tanrı olarak değil, pek çok tanrının epiteti (sıfatı) olarak da geçer. Örneğin, yağmur ve fırtına tanrısı Adad, çoban tanrısı Dumuzi ya da aşk ve savaş tanrıçası İştar — kimi metinlerde "gašru / güçlü" sıfatıyla nitelenir. Bu, "Gašru" nun sabit bir kimlik değil, bir nitelik, bir güç sembolü olarak görüldüğünü işaret eder. Antik dünyanın tozlu arşivlerinde dolaşırken, bazı tanrı ve tanrıçaların görkemli tapınakları ve destanlarıyla karşılaşırız. Ancak bu büyük isimlerin gölgesinde, daha az bilinen ama işlevleri itibarıyla merkezi öneme sahip figürler de bulunur. İşte Gašru, tam da böyle bir figürdür: Adı bizzat "Güç" anlamına gelen, Ugarit'in sisli kıyılarından kadim Mezopotamya'nın bereketli ovalarına kadar uzanan kültürel bir köprü. Gašru (veya Ugaritçe’deki eşdeğeri Gataru), sadece bir tanrının adı değil, aynı zamanda mutlak ilahi kudretin ve yıkıcı gücün somutlaşmış haliydi. Gašru'nun hikayesi, kültürel alışverişin ve inanç
Velvele çok, icraat yok !
Bugünkü mevzumuz, hayatta "bir şey" olamamanın sancısı ile arz-ı endam edenlerin velvelesi... Bunlar her devirde insanın içini şişiren, enerjisini sömüren öylesi bir güruh... "Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, işe gelince ortalıkta gözükmeyenler" kulübü. Hayatı sadece bir "tribün seyircisi" gibi yaşayıp, sahadakilere sürekli taktik vermeye, kusur bulmaya bayılırlar. Değişime, gelişime zerre katkıları olmadığı gibi, yapıcı tek bir fikir ürettikleri de görülmemiştir. "Velvele çok, icraat yok !" Bu profilin değişmeyen özelliği: Geçmişi (cemaziyülevveli)...Vitrin süsü olmak, parlatılmış boş bir imaj, hep "mış gibi" yapmak. Bugünü...Sürekli bir mağduriyet dili, her şeyden ve herkesten şikayet etme konforu, kronik memnuniyetsizlik. Geleceğe katkısı ise...Koca bir sıfır. Çünkü üretmek emek ister, risk almayı gerektirir; şikayet etmek ise bedavadır. "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsız olmaz." derler. Bunlar kendi ışıklarını yakamadıkları için, sürekli karanlıktan şikayet edip dururlar. Dünden bugüne bir arpa boyu yol alamamalarının sebebi de tam olarak bu: "Aynaya bakmak yerine hep başkalarını parmakla göstermek". Ne yazık ki çeneye verilen kuvvet, beyne ve ele verilmediği sürece bu vızıltı hiç bitmez. Mevzuya manzum uslüp ile devam edelim... ★ BOŞ KUBBENİN YANKILARI Anlayamıyorum ! Mazisinde de sadece vitrinde olma çabasından öte bir şey yapmamışları... Güne dair de; varsa yoksa sızlanma, şikâyetlenme, memnuniyetsizlik... Ya Hu, dünden bugüne hiç mi arpa boyu yol almaz insan... Yumurta vermez tavukların gıdak-gıdak velvelesi, Bal yapmaz arıların vızı-vızıl vızıltısı ! Eli iş tutmaz, dişe dokunur iş yapmaz, fikir üretmez, çeneye kuvvet... Bir ömür şikayet ettiğin mevzularda ne yaptın diye sorsan, cevap kallavi... Cemaziyyül-evvelini de
Reklam
Dibe Vurmanın Evrimsel Faydaları
Kişi, dünya üzerindeki zihinsel gelişimini tamamlamadığı sürece belirli aralıklarla dibe vurmak zorunda kalır. Aslında bu kötü bir sistem tasarımı değil; gelişimin doğal mekanizmasıdır. İnsan zihni çoğu zaman küçük hatalardan ders almaz, fakat sert çarpışmaları uzun süre unutamaz. Bu yüzden olgunluk, hafif tökezlemelerden çok, insanın kendi enkazını izlediği anlarda şekillenir. Hayatın kara mizahı da burada gizlidir: İnsan çoğu zaman aklı başına gelsin diye önce aklını kaybetmeye yaklaşmak zorunda kalır. Evren sanki sürekli aynı mesajı verir: "Anlamadın mı? O zaman biraz daha aşağı inelim." Ve çoğu zaman en sağlam muhakeme, zirvede manzarayı izlerken değil, dipte tavana bakarken gerçekleşir.
Bende kendime 180 ve üzeri yakışıklı başarılı görenlerin ağzını açık bırakacak yanıma yakışacak beni ben olduğum için hiçbir özelliğime bakmadan sevecek eğitim seviyesi iyi kültürlü her konudan konuşabilecegim beni çok seven bir beyefendi diliyorum evren duy sesimi🤣

19.03

@Kradg27
·
Bugün evrene bana benimle kafayı bozmuş 1.60-1.65 boylarında ekran süresi 24 saat her şakadan anlayan çabalama konusunda yüzsüz kıskanç kısaca deccal 7/24 ilgiyi eksik etmeyen bi hatun göndermesi için tüm enerji menerji ne varsa hepsini gönderdim siparişim 2 güne hazır olur inşallah
Nasibim, kısmetim kim bilmiyorum. Bu Cuma gününün hütmetine bir tek kurban olduğum Allah'ım bilir. Yani kafa yapım artık başka bir şey olmuş. Nasip, kısmet meselesi bende bambaşka bir şey olmuş yani. Hani bilim kurgu filmleri olur ya başka bir boyut açılır insanlar evren değiştirir aynı o hesap. Allah affetsin evlensem karım beni ruh hastası zannedebilir. Dünyaya, dünya malına kendimi bildim bileli bir sempatim, düşkünlüğüm olmadığından, her şeyi irdeleyip işin detayını öğrenmek gibi bir huy bayanlara ters gelebilir. Yani kafa yapısı bakımından bu dünyaya tersim. Allah'a yalvar yakar dua ediyorum kitaptan, araştırmaktan, bir şeyler öğrenmekten zevke geliyorum. Ciddi ciddi bir kitap okumak beni sarhoş ediyor artık. Eskisi gibi okumak değil sarhoş olmak. Bu yüzden de günlük hayatta karşılaştığım insanlar aşırı yavan geliyor. Bir insan niyetin ağır kokusunu alabilir mi? Ben alıyorum vallah. İnsan tertemiz koksun ben niyetinden iğreniyorum.
"Gözleri hep gökyüzündeydi ama bilmezdi ki Evren'deki yıldızlar dahi gözlerini kıskanırdı."
Reklam
Reklam