“Haritalarda bulunmayan bir ülke burası: Yokluk Ülkesi. Sınırları sessizlikle çizilmiş, mevsimi daima yağmur öncesi…”
Bir ofis masasının sıradanlığında başlayan, ancak yıldızların yörüngesinde yankılanan imkansız bir çekim.
Petrikor. Yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu…
Başkalarının gözünden kendini görmek nasıldır, bilir misiniz? Kendinizi yakın hissettiğiniz kişilere karşı, gerçek sizi ortaya koyarsınız, mesafeli olduğunuz kişilere karşı, biraz daha resmi, hiç tanımadığınız insanlar ise çok daha farklı değerlendirir. Bu değerlendirmede; sizin güvendiğiniz kişilerin niyetini bilmiyorsanız; tanımadığınız insanlar, size yaklaşmak bile istemezler, ya da çok daha samimi davranırlar. Maalesef, kimse gerçek sizle ilgilenmiyor. Duydukları, sizin yaptıklarınızın her zaman önüne geçiyor. O yüzden kime güvendiğinizi ve arkanızı kime yasladığınıza dikkat edin.
Petrikor; Johan Axon kaleminden, Limera Yayınlarından basımı yapılan, 254 sayfadan ibaret roman.
Petrikor kitabında, yazar karakterlere isim vermemiş. Adam ve kadın olarak geçiyor. Herhangi iki insan... Adam; daha çok iç dünyasında yaşayan, fazla iletişim kurmayı sevmeyen, o yüzden genelde, mesafeli olarak adlandırılan karakter. Kadın; içine kapanık, duygusunu çok ifade edemeyen karakter.
Duygular ne kadar yoğun olursa olsun, olmadı mı olmuyor işte. Ne bağlanabiliyorlar, ne de kopabiliyorlar.
Oasis ve Lapis gezegenleri ve yeryüzünde adam ve kadın... İkisi de aslında yokluklar ülkesi ve yokluklar ülkesinde var olma mücadelesi veriyorlar.
Çünkü herkes, hayatının bir noktasında Yokluk Ülkesinden geçer. Ve bazıları, orada kalır.
İnsanın kalbi ne kadar büyüktür gerçekten? Bir kalp ne kadar şeyi içine alabilir, kaç kişiyi sevebilir, kaç acıyı, kaç sevinci taşıyabilir?
Tarih boyunca arayanların en büyük sırrı da buydu: