Gurbet nedir bilir mi o menfâya gitmiyen?
Ey gurbet, ey gurûbu ufuklarda bitmiyen
Ömrün derinliğinde süren kaygı günleri!
Yıllarca, fakr içinde, hayatın hüzünleri;
Bir çöl çoraklığında hayalin susuzluğu;
Hem uyku ihtiyaçları, hem uykusuzluğu.
En sinsi bir ezâ gibidir geçmiyen zaman;
Bin türlü başka cevri de vardır ki bî-aman;
Yalnızlığın azabı her işkenceden beter;
Yalnız bu kahrı insanı tahrib için yeter.
İblîs-i la’îne, Ebû Cehle, Ebû Lehebe ve Peygamber efendimizi “sallallahü aleyhi ve sellem” inciten, Ona cefâ ve ezâ eden ve bu hak olan dîne, düşmanlıklar, ihânetler, hıyânetler yapan, Kureyşin azılı kâfirlerine la’net etmek, islâmın îcâblarından olurdu. Düşmanlara la’net etmek emr edilmeyince, dostlara la’net sevâb olur mu?
Yine o Büyük Kitab erkeklere şöyle hitâb eder:
“Kadınlarınıza ezâ ve cefâdan sakınınız. Hevâ-i nefsânînize tamamıyle münkad olup, evdeki kadınınızı ihmal etmeyiniz. Ailenizle güzel geçinir, tatlı bir aile yuvası kurarsanız, Cenâb-ı Hak sizin olur olmaz kusurlarınızı afv ü mağfiret eder.“
Demek oluyor ki Allah, kabahatlerin afvolunması için evdeki tatlı geçimi şart koyuyor.
Resûlullah’ın yanından bir cenaze geçiyordu: “Hem kurtuldu, hem de kendisinden kurtulundu.” buyurdu. Yanındakiler: “Bu ne demek ya Resûlallah?” diye sorunca,
Efendimiz şöyle buyurdu: “Mü’min bir kimse ise dünyanın eza ve meşakkatinden kurtularak Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. Günahkâr bir kimse ise, dünyada kalanlar, memleketler, ağaçlar ve hayvanlar ondan kurtulmuştur.”
•(Buhârî, Rikâk, 61/42; Müslim, Cenaiz, 11/61.)