Zorlanmış birey, dilekler olarak deneyimlenmeyen içsel taleplere uygun olarak hareket eder. Böylesi bir bireyi "egoya yabancı" bir şey idare eder. Çoğunlukla kendi dileklerine karşı hareket etmeye zorlanır, eğer harekete geçmezse kendini son derece rahatsız hisseder. Belirli bir şekilde hareket et- mek istememesine rağmen, zorlantının emrettiği şeyleri yapmamak olağanüstü derecede zor gelir. Camus, Düşüş'teki kahramanına, "Insanın istemediği şeyi alması dünyadaki en zor şeydir,"84 dedir- tirken bu konuyu çok güzel yakalamıştı. Zorlanmış birey genellikle dileyememe durumunun farkında değildir: Boş ya da dümensizmiş gibi hissetmez kendini. Tam tersine, böyle bir birey aktiftir, çoğu kez güçlüdür ve daima bir amaç duygusu taşır. Ama sık sık şüphe bulutları vardır - bir amacı olmasına rağmen bu amacın kendisinin olmadığını, arzuları ve hedefleri olmasına rağmen bunların kendi arzu ve hedefleri olmadığını fark eder zaman zaman, insan o kadar meşgul ya da dürtülemiştir ki kendisine ne dilediğini soracak ne zamanı ne de hakkı olduğunu düşünür. Ancak savunma yıkıldı- ğında (örneğin iş kaybı ya da ailenin dağılması veya paraya, şöhrete ve güce erişilmesi gibi çevresel değişiklikler nedeniyle "dışarıdan zorla dayatılan hedefler ilgisiz hale gelebilir), kişi kendi gerçek benliğinin boğulduğunun farkına varır