Paradoksal biçimde, zorunlu eğitimin kesinlikle gerekli olduğu fikrine sıkı sıkıya bağlı olan toplumlar, bu eğitimden en az fayda görmüş -ve görecek- kişilerin çoğunlukta olduğu toplumlardır.
Okullar yapıları gereği ayrıcalığın dezavantajlı olanlar üzerinde yoğunlaştırılmasına karşı direnirler. Özel müfredat, ayrılmış sınıflar veya daha uzun ders saatleri yalnızca daha fazla ayrımcılığa sebep olur ve daha pahalıya mal olur.
Temel ihtiyaçlar toplum tarafından bilimsel olarak üretilen metalara olan taleplere dönüştürüldüğünde, yoksulluk teknokratlarının istedikleri zaman değiştirebilecekleri standartlarla tanımlanır. Böylece yoksulluk artık reklamı yapılan bir tüketim idealinin gerisinde kalanları ifade eder.
Oysa gerçekte kampta bir fırsat da, meydan okuma da vardı. Kişi, bu deneyimleri, yaşamı içsel bir zafere çeviren bir başarıya dönüştürebilir ya da tutukluların çoğunluğunun yaptığı gibi, bunu görmezlikten gelip yaşamı bitkisel düzeyde sürdürebilir.
Bir insanın ruhsal durumuyla -cesareti ve umudu ya da bunların bulunmayışı- vücudunun bağışıklık durumu arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin birdenbire yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlayacaktır.